Menü Barın Ajans
Araştırmacı Yazar-Alpaslan DEMİR

Araştırmacı Yazar-Alpaslan DEMİR

Tarih: 28.03.2026 11:43

VUSULSÜZLÜĞÜMÜZ USULSÜZLÜĞÜMÜZDENDİR

Facebook Twitter Linked-in


Bunların tamamı iletişimin bir parçasıdır.  
Birlikte olmak hiçbir zaman bir olmayı gerektirmez. Farklı farklı olarak da birlikte kalınabileceğini öğrenerek yaşama yön vermektir iletişim.
İletişimde saygı işte burada başlar: ben ve o.
Onu “o” olarak görebilmektir iletişim. Ona “o” olduğu için değer vermek, onu “o” olarak kabul edip birlikte yaşamayı başarabilmektir.

En büyük hastalığımız, hayatımıza giren bütün “o”ları “ben” yapma çabasında olmamız.
Çevremizdeki herkesin “ben” gibi olmasını, hayata “ben”im bakış açımla bakmasını, “ben”im gibi düşünmesini, “ben”im gibi yaşamasını/davranışta bulunmasını/tepki göstermesini istiyoruz.
Ben… ben… ben…
Herkes ben olsun, her şey ben gibi olsun, benden başkası nefes almasın, istiyoruz.
Halbuki yaratılış kanununa aykırı bu düşüncemiz. 
Yüce Allah’ın yaratılış kanunu olan “Sünnetullah”a kafa tutuyoruz bir anlamda.
Kur’an’ı Kerim’de Yüce Allah Hucurat Suresi’ndeki şu ayetle bize bildirmiştir aslında bunu:
“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat Suresi, 13)
Farklılığımız, törpülememiz gereken fazlalıklar değil, tanışmamıza, birbirimize kenetlenmemize vesile olacak olan bağlanma noktalarıdır aslında.
Bunu böyle görüp böyle değerlendirmemiz gerekirken elimizde bir demirci törpüsü dolaşıp duruyoruz ortada. 
Bir heykeltıraşın pütürlü mermerden insan silüeti çıkarması gibi kendimizden farklı gördüğümüz herkesten “ben” çıkarma telaşına düşüyoruz.
Herkesten “ben” çıkarmaya çalışmak yerine, kendimiz dışındakileri “o” olarak kabul edip, saygı ve sevgi içerisinde birlikte yaşantımızı devam ettirmeliyiz.

Kişisel yaşamda böyle olduğu gibi kamusal  yaşamda, yöneten-yönetilen ilişkisinde de bu durum böyle.
Bir kuruma yeni bir yönetici gelir, her şey baştan aşağı değişime uğrar. 
Yeni yöneticiye göre şekil almaya başlar.
Bir noktada böyle olmaya mecbur kalır.
O yüzden yönetim organizmalarımız tam anlamıyla profesyonel çalışamaz.
Yöneticiye bağımlı, onun duygu ve düşüncelerine göre şekil alan/davranış belirleyen bir konumda kalır.
Bir önceki dönem gayet normal olan bir uygulama, yeni dönemde, rahatlıkla kuraldışı haline gelebilir.
İlginçtir, bir sonraki yönetim değişikliğinde o normal uygulama yine normalleşir.
Burada normal ile anormali belirleyen kalıcı nitelikteki mevzuat hükümleri olmadığı, yöneticinin tutum ve davranışları, hayata bakışı, hayatı ve olayları yorumlayış biçimi olduğu müddetçe bu süreç devam eder gider.
Neden?
İletişim eksikliğinden. 
Usul,
Ne demiş büyüklerimiz: “Vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir. 
Burada anlatılmak istenen bir hedefe ulaşamamanın (vusulsüzlük), o hedefe giden yolu, yöntemi veya adabı yanlış/eksik uygulamaktan (usulsüzlük) kaynaklandığıdır. Yani, “başarısızlığın temel sebebi yanlış yöntem”dir.
Özdemir Asaf ne güzel ifade etmiş aslında:
“Sen sen oldukça güzeliz,
Ben ben kaldıkça tamız.”
Seni ben yapmaya, senden yeni bir ben çıkarmaya gerek yok diyor şair. Anlama, anlamlandırma yönünde çaba vermemiz, birbirimizin aynısı olmak yerine birbirimizi tamamlamamız gerektiğini ifade ediyor.
Edip Cansever konuya farklı bir açıdan bakmış:
“Sen kendi sesinle dur, ben kendi gölgemle.
Aynı ışığa bakıyoruz ya, o yeter.”
Sen sen olarak kal, ben ben olarak. Birlikte aynı hedefe yürüyelim. Farklılıklarımız başarı şansımızı artıracak çeşitliliğimiz olsun. Çünkü hepimiz aynı kaynaktan besleniyoruz: insan. 
İnsan olarak kalabilmeyi başarmaktır önemli olan. 
İnsanı insan olarak görmeyi başardığımızda yeni “ben”ler oluşturmaktan da vazgeçeriz. 
Çünkü insan olmanın gerekliliğidir karşıdakine saygı duymak.
Tıpkı Cemal Süreya’nın şu şiirinde ifade ettiği gibi:
“Ne seni kendime benzettim ne kendimi sana;
Böyle güzel kaldı aramızdaki mesafe.”

Bilmem bunun üzerine söz söylemeye gerek var mı?
Burada “mesafe” kelimesine takılabilir bazıları.
Her şey arasında bir mesafe (boşluk) olmak zorundadır. Hücreyi oluşturan atomun çekirdekleri arasında bile bir mesafe vardır.
Mesafe, yaşam alanıdır. 
Mesafe, nefes alma ortamıdır.
Sosyal hayatta da yönetim ilişkilerinde de bu mesafeyi koruyabilmek çok önemlidir.
Yönetenle yönetilen arasında, aynı ofisi/odayı paylaşan, aynı kurum/kuruluşta hizmet üreten, çalışan arasında…

Mesafeler aşıldığında çatışma başlar. 
Hani meşhur bir söz vardır: “Senin yumruğunun özgürlüğü, benim burnumun başladığı noktada biter!”
Mesafeleri aşmamak saygının gereğidir.
Karşımızdaki kişiyi kabullenmek mesafeyi kabullenmekle başlar.
İşte iletişim de bu mesafede başlar. 
Mesafeyi kabullenmek; usul, yol, yordam bildiğimizin ilk işaretidir.
Birbirimize ne yakınız ne uzak. Eşit iletişim ve bağ kurabileceğimiz ve kendimiz olarak kalabileceğimiz güvenli bir mesafe…
Olması gereken budur.
O zaman şahsımız “ben”, karşımızdaki de “o” olarak kalır.
“Ben” ve “o” birleşir, “biz” gücünü oluşturur. 
Farklılıklarımıza, ayrılıklarımıza, aykırılıklarımıza rağmen “biz” olabiliriz.

Sağlıklı, mutlu ve huzurlu günleriniz olması dileğiyle…

Alpaslan Demir
İstanbul-28.03.2026

alpaslandemi@gmail.com

 

#AlpaslanDemir #deprem #Bahçeli #STRATCOM_Zirvesi_2026 #Uşak #BlackRock #Trump #Ülker #CareSizsiniz #Otel #Kosova #BlackRock #Adapazarı #MarmaristeRüşvet #Otel #Kosova #BlackRock #Adapazarı #File #sallandık #trtsporakşamı #MahranMelinPınar #Selman #Zina


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —