Ayşegül DEMİR

Tarih: 05.03.2026 18:17

TARİH ve UNUTUŞ

Facebook Twitter Linked-in

İnsanlık kılavuzu olan tarih geçmiş feneri ile geleceğe ışık tutar. Fakat bazen bu kılavuzun bazı sayfaları bile isteye göz ardı edilirken bazı sayfaları da yırtılıp atılmak istenebilir. Zaman zaman da istemsizce unutulan sayfaları olur. Her ne şekilde olursa olsun unutulan ya da unutturulan sayfalar eğer soykırım hikâyeleri ihtiva ediyorsa ALİA İZZETBEGOVİÇ’e ait o cümle, yani “ Unutulan soykırım tekrarlar.” Cümlesi en acı gerçekliği ve en çarpıcı anlamıyla vuku bulur. 


ALİA’ya bu cümleyi kurdurtan sebep ne dünyanın birbiri ardına yıkılan medeniyetlerinin tarih katmanlarından gelen gürültüsü ne de tarihin insanlığın yüzüne tuttuğu utanç aynasıydı. O her bir hücresinde hissettiği, ikinci dünya savaşı sonrası alınan “ Asla” kararına rağmen “soykırım” ı yaşamıştı. Öyle ki Avrupa’nın tam ortasında “ Bir daha asla!” denilen çağda “geçmişin kamburu” olarak nitelendirilen “ırkçılık” ete kemiğe büründürülüp, üstelik Birleşmiş Milletlerin “Güvenli Bölge’si Srebrenitsa’da, Bosna’da yeniden hortlatıldı.
Avrupa ülkeleri Bosna’daki savaşı seyretti. Birleşmiş Milletler karar almakta gecikti. NATO’nun jetleri uçmadı. Dünya, her zamanki gibi, “sonra üzülen” bir seyirciydi. Kör, sağır ve suskun kalışların neticesi 30 yıldır her 11 Temmuz’da beyaz başörtüleriyle, Potočari mezarlığında “oğlum” diye feryat eden Srebrenitsa Annelerinin adalet nöbetini doğurdu.
Peki, nasıl oluyor da bu denli büyük acılar yaşanmasına rağmen, geçmişteki soykırımlar zamanla unutulabiliyor ve ya zaman içerisinde önemini kaybedebiliyor? 


Bu unutuş, sadece hafıza kaybından mı kaynaklanıyor sizce? 
İnkârcılık, cezasızlıkla birlikte adaletle hareket eden devlet ya da toplumların yerini alan güçlünün haklılığı anlayışı ne olacak!
“Unutulan soykırım tekrarlar.”
Bugün sosyal medyada ötekileştirilen ya da lafazanların belirli günlerde sadece laf olsun kabilinden zikrettiği bu cümlenin yarın bir toplu mezara dönmeyeceğinin garantisi ne, ya da kim? 
“Unutulan soykırım tekrarlar.”Bunu sadece bir tarih dersi sananlar yanılıyor zira bu bir insanlık çağrısıdır.
Çünkü unutanlar, bir gün aynı felaketi yeniden yaşarlar.


Bu gün İran’da Hormozgan şehri Minab ilçesi Şajare Tayyebeh İlkokuluna düşen bomba Bosna'nın dağlarında yankılanan “neredesin oğlum?” seslerini hatırlatmıyorsa sorun geçmişin değil asıl bugünün sorunudur.


Çünkü adalet gecikir, ama unutmaz. Ve hatırlayan bir anne elbette bir gün bütün dünyanın sessizliğini boğacak gücü bulur.
Bugün Srebrenitsa, Avrupa Birliği’nin bütün “insan hakları” nutuklarının arasında unutulmaya terk edilmiş bir vicdan yarası iken 
Batı’nın Bosna’da, Filistin’de, Afganistan’da hep yarım kalmış “insanlık” tanımına yeni yarım kalmışlıklar eklenmekte.


Batı’ya göre kimin acısına ağlayacağını, kimin ölümünü görmezden geleceğini pragmatizm belirler. Bunu unutup tedbirden uzak kalmak yarınsız kalmakla eş değer. 
Ayrıca tüm bu yaşananlar bize göstermiştir ki zamanın değirmeninde öğütülen sadece yıllar değil, insanın insana duyduğu o kadim “vefa” borcudur. Tarih sahnesi, birbiri ardına yıkılan medeniyetlerin gürültüsüyle çalkalanırken, Filistin modern dünyanın orta yerinde bir başına bırakılmış, mahzun bir derviş gibi rızasını beklemektedir. Filistin’de yaşananların sadece bir toprak kavgası olmadığı, ruhun maddeye, vicdanın mekanikleşmiş bir dünyaya karşı verdiği en derin direniş olduğu Lübnan, Suriye ve İran’da gözler önüne serilmektedir. 
Bir yanda gökdelenlerin gölgesinde yalnızlaşan, ruhu daralan “modern insan” diğer yanda ise yıkıntılar arasında bile göğe bakıp “Lâ galibe illâllah” (Allah’tan başka galip yoktur) sırrına ermiş o vakur duruş... 
Bu bir yalnızlıktır, evet; ama bu yalnızlık, Allah’tan başka sığınacak kimsesi kalmamış olanın o en yüce, en kalabalık yalnızlığıdır.


Tarih belki farklı zemin ve zamanlarda en karanlık hali ile tekrarlarını sahneler ama bu devranın içinde sabit kalan tek şey, zulmün karşısındaki o sarsılmaz imandır. Filistin’de İran’da yükselen her feryat arşı titreten bir niyazdır. Bizim payımıza düşen ise, bu büyük mahşerde vefa safında durmak ve ruhumuzu bu mekanikleşmiş dünya hapishanesinden, bir çocuğun umuduyla özgürleştirmektir.


Ve biz iman ehli insanlar biliriz ki dünya bir rüyadır fakat bu rüyanın içindeki en gerçek olan şey kardeşinin sızısını kendi bağrında hissetmektir. Ve bu hissediş hürriyetin en temel gereksinimidir. 
Bir dem hür olmayı bin ömür köle olmaya yeğ tutanlara selam olsun.
Saygı ile...

 


AYŞEGÜL DEMİR
glnhal80@hotmail.com

 

#İspanya #füze #İspanyol #MinabMelekleri #Iran #GFKvFB #Spain #KademeHakkıŞart #OzanErgün #NATO #Kapatın #PedroSanchez #MadeInEU #Kurallara #Peynir #Emniyet #TürkiyeEminEllerde #Kürtler #İncirlikÜssü #EpsteinFiles #NATO #TürkiyeEminEllerde #Mossad #Sanchez #KademeHakkıŞart

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —