Bugün dünyada oynanan jeostratejik oyunlar, Yeni Dünya Düzeni için hazırlanmış stratejilerdir.
Dünyayı yöneten sözde “Üst Akıl” ve küresel ekonomiyi elinde tutan, “korporatif sendika” olarak anılan üç büyük şirket — Vanguard, BlackRock ve State Street — bu sürecin ana aktörleridir. Bu şirketlerin arkasında, seçilmiş bazı aileler bulunmaktadır.
Bunlar dünya banka sisteminin para baronlarıdır ve yer altı zenginliklerinin fiili sahipleridir.
Bugün yaşananlar, dünyanın yeniden paylaşılması; kara, deniz ve okyanus ticaret yollarının kimlerin kontrolünde olacağına dair verilen büyük bir mücadeledir.
Merkezi City of London olan Anglo-Sakson yapı; içinde Aşkenaz Yahudileri (Rothschild Hanedanı dahil), Hristiyan Evanjelistler ve Siyonist gruplar arasında süregelen bir güç savaşının içindedir.
Bu savaş, küreselciler ile ulusalcılar arasındaki savaştır.
Ukrayna–Rusya Savaşı’nı da çıkaranlar bunlardır.
BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) de yine bu yapıların ürünüdür.
Donald Trump döneminde Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ve eşinin hedef alınmasının arkasındaki asıl amaç, yükselmekte olan Çin ekonomisinin enerji kaynaklarını kesmekti.
Çin, Venezuela’dan yaklaşık 64 milyar dolarlık petrol alıyor ve petrol ihtiyacının %45–60’ını buradan karşılıyordu.
Ayrıca İran’dan da petrol ve doğal gaz ihtiyacının yaklaşık %45’ini temin ediyordu.
ABD’nin Venezuela’da yaptığı operasyon, doğrudan Çin ekonomisine zarar vermeyi hedeflemiştir.
Şimdi sırada İran’a saldırı planları vardır.
İran’da yaşanan iç karışıklıklar da bu planların bir parçasıdır.
İran, dünya petrol rezervlerinde 3. sıradadır.
ABD, İran’ın petrolünü ve enerji kaynaklarını kendi kontrolüne almak, aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nı denetlemek istemektedir.
Yeni Dünya Düzeni’nde emperyal güçler, etki alanlarını paylaşmaktadır; ancak ABD çoğu zaman hiçbir kurala uymadan hareket etmektedir.
Eğer İran düşerse ya da bölünürse, Çin ekonomisi ciddi bir çöküşe sürüklenir.
Ayrıca Çin’in İran üzerinden kurmayı planladığı “Yeni Çin Seddi” benzeri stratejik kuşak projesi de durdurulmuş olur.
Çin buna asla razı olmaz.
Bu nedenle Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ABD’ye açık bir şekilde meydan okumuştur.
Eğer İran’a bir saldırı olursa, Çin İran’a hem askerî hem de istihbarat desteği vereceğini açıklamıştır.
Rusya, her zaman İran’la birlikte hareket etmiştir.
Rusya–İran Kuzey–Güney Koridoru (Rusya’dan çıkan trenlerin Kuzey Azerbaycan üzerinden Azerbaycan Astara’sından İran Astara’sına, oradan da Hürmüz Boğazı üzerinden okyanuslara açılması) Rusya için hayati bir ekonomik nefes yoludur.
Bu hattın kesilmesi, Rusya’yı çok ağır bir duruma sokar ve Kafkasya’daki etkisini büyük ölçüde kaybettirir.
Rusya’nın İran meselesine doğrudan askerî olarak katılıp katılmayacağı henüz net değildir, ancak beklenti bu yöndedir.
Aldığım bilgilere göre Rusya, Ermenistan’daki Gümrü Askerî Üssü’ne yoğun şekilde asker ve silah sevkiyatı yapmaktadır.
Ayrıca Ukrayna’daki askerlerinin bir kısmını Kuzey Kafkasya, Osetya ve Ermenistan’a kaydırmaktadır.
İran’daki iç karışıklıkları derinleştirmek amacıyla, Irak Kürt Bölgesi’nde PKK kamplarında eğitilmiş yaklaşık 300 PKK’lı teröristin İran’a sızdırılacağı bilgisi, Türkiye’nin MİT teşkilatı tarafından İran devletine iletilmiştir.
İran güvenlik güçleri bu teröristleri etkisiz hâle getirmiştir.
Bu şu anlama gelmektedir:
Eğer İran düşerse, sıradaki hedef Türkiye ve Azerbaycan’dır. Önce Türkiye.
İran bölünür veya kaosa sürüklenirse, burada federatif yapılar kurularak İsrail destekli bir Kürdistan başta olmak üzere İsrail’in istediği senaryo hayata geçirilir.
Şah Pehlevi’yi yeniden iktidara getirme projesi de İsrail’in planıdır.
Bu gerçekleşirse Türkiye tamamen kuşatılmış olur.
Abraham Anlaşmaları, yani BOP’un devamı niteliğindeki bu projelere Ortadoğu’da karşı duran iki ülke vardır: Türkiye Cumhuriyeti ve İran.
Bu nedenle Türkiye’ye hem içeriden hem dışarıdan saldırılar artacaktır.
Türkiye, bugün Afrika’da, Suriye’de, Kafkasya’da, Türkistan’da ve Balkanlar’da vazgeçilmez bir jeopolitik aktördür.
Türkiye olmadan bölgede hiçbir denklem kurulamaz.
Bunu ABD de çok iyi bilmektedir.
Eğer İran toprak bütünlüğünü korur; molla–Fars rejimi gider, ancak Türkiye benzeri anayasal ve cumhuriyetçi bir sisteme geçerse, bölgede söz sahibi Türkiye olur.
Aksi hâlde, İran’ın bölünmesi Suriye’den çok daha kötü sonuçlar doğurur; uzun vadeli, kanlı ve kaotik savaşlara yol açar.
Milyonlarca yeni mülteci Türkiye’ye, Azerbaycan’a, Ermenistan’a ve Gürcistan’a göç eder.
Bu durum su ve gıda krizlerine, büyük toplumsal kaosa neden olur.
İsrail ve ABD, her an İran’a saldırabilir.
Bölgemiz bugün ABD, Çin ve Rusya olmak üzere üç büyük hegemon gücün çatışma alanının tam merkezindedir.
Saygılarımla
Bahruz Farukoğlu
Reis Difai
#karyağışı #Okan #Transfer #DefendRojava #Okan #Fenerbahçe #Galatasaray #Kürt #FeyzaAltun #Pehlevi #AliKoç #Bildiğinsözlük #Fenerbahçe #JeromePowell #Galatasaray #FeyzaAltun #Hadise #alka