Menü Barın Ajans
Araştırmacı Yazar-Alpaslan DEMİR

Araştırmacı Yazar-Alpaslan DEMİR

Tarih: 13.03.2026 09:00

SAVAŞTA TARAF TUTMAK

Facebook Twitter Linked-in


Emperyal güçler dünyanın nimetlerini paylaşmak için sinsi planlar yaparken yine olan masum insanlara oluyor maalesef.
Saldırılar, insanların yaşam alanlarına, şehirlere/okullara/şehrin altyapısına oldukça ezilen/zarar gören yine orada yaşayan masum insanlar oluyor.
Savaş istenir mi?
Bunun tarihteki en güzel cevabını Mustafa Kemal Atatürk: “Yurtta barış dünyada barış.” şiarıyla vermiştir.
Savaş; hiçbir zaman istenen, arzu edilen bir şey değildir.
Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı sonrası yapılan antlaşmaların tamamının ülke/bölge/dünya barışına hizmet edecek şekilde kurgulanması için büyük çaba harcamıştır.
Bugün yaşananlara baktığımızda, o gün verilen emeğin ne kadar da ileri görüşlü bir hamlenin sonucu olduğunu görmekteyiz. 
O gün yapılan uluslararası antlaşmalara konan hükümler sayesindedir ki, bugün Irak’ta Irak devletinin haricinde bir devlet kuramamaktadırlar. Oluşum/yapılanma/bölge adı altında ülke bütünlüğü bozulmaya çalışılmaktadır.
Söylemek istediğimiz bölgemizde asıl arzulanan şeyin savaş değil barış olduğudur.

Peki, bu yaşanan savaşta taraf mıyız?
Türkiye, devlet olarak savaşa taraf olmadığını, bugün yaşanan savaşın kendi savaşı olmadığını kesin ve kararlı bir dil ile ilan etti.
Devlet olarak da millet olarak da savaşa taraf değiliz. Kimsenin yanında, kimseyle birlikte savaşmıyoruz. Çünkü bu bizim savaşımız değil.
Bizim inancımızda, dinimiz, devletimiz ve vatanımız için savaşılır.
Emperyal bir sömürü ile bir yerlere saldırmak, oranın maddi varlığını ele geçirmek gibi bir gaye ile savaş yapıldığı Türk tarihinin hiçbir yerinde görülmemiştir.
Fetih amaçlı yapılan seferler ve savaşlar da gidilen coğrafyaya huzuru ve barışı getirmek için olmuştur.
Gidilen topraklar, fethedilen ülkeler asla sömürülmemiştir. 
Tam aksine oralara hizmet götürülmüş, şehirler kurulmuş, bölge/coğrafya mamur hale getirilmiştir. 
Şanlı tarihimize baktığımızda bunun en güzel örneklerini Avrupa içlerinde/Balkanlarda, şu an bizim yönetimimizde olmayan topraklarda çok rahat görürüz.

Son günlerde sosyal mecralarda birtakım videolar dolaşıyor.
Din-mezhep üzerinden birtakım yorumlar yapılıyor İran devleti hakkında.
Bu yorumlardan yola çıkarak tarafsız kaldığını iddia edenler de var, emperyal güçlere destek olunması gerektiğini söyleyenler de.
Her ne kadar mezhep konusu ön plana çıkarılsa da İran halkının tamamına yakını Müslüman. 
Büyük bir çoğunluğu da canımızdan, kanımızdan soydaşımız olan Türkler. 
İran olarak adlandırılan coğrafya, yapılan tahminlere göre en az %40-45 oranında Türk nüfusu barındırıyor.
Kaldı ki 1925 yılına kadar Türk Hanedanlıkları tarafından yönetilen bir Türk Vatanı’dır bu topraklar.
Böyle olunca, orada bombalanan, kanı akan, canı yanan benim kanımdan/canımdan ve inancımdan/Müslüman olan insanlar.
Ben, insan olarak aynı kandan, aynı dinden olan mazlum insanları savunmak, onlarla birlik, onların yanında olmak zorundayım.
İbrahim’in atıldığı ateşe su taşıyan karınca misali duracağım yeri belli etmem gerekiyor. 
Çünkü dinim/inancım/insanlığım bana bunu öğretiyor.
Ezenin değil ezilenin, zalimin değil mazlumun yanında olmak benim inancımın gereği.


Savaşta taraf tutmak, sahada futbol takımı tutmak gibi değildir. Körü körüne taraftarlık veya düşmanlık güdülemez. 
Burada taraf olmayı belirleyen dinamikler, anlatageldiğimiz üzere çok farklıdır.
Bir zulmün, saldırının olduğu yerde ilk olarak zalim kim, mazlum kim ona bakılmalıdır.
İnancımız gereği asla zalimlerin yanında olamayız demiştik. 
Zulmeden Müslüman olursa, o zaman yine mazlumların yanında olmamız, mazlumu savunmamız gerekir. 
Hayat rehberimiz Hz. Muhammed (sav) bize böyle öğretmiştir. 
İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy da bu durumu şu şiirinde çok güzel anlatmıştır:

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım!
Boğamasam da hiç olmazsa yanımdan kovarım…”

Günümüzde yaşanan savaşta da bizim ölçümüz zalim/zulüm, mazlum/ezilen endeksi olmalıdır. 
İsrail, yılladır Gazze başta olmak üzere Filistin topraklarında yaşayan dindaşlarımıza yapmadığı zulmü bırakmamıştır. 
Zalimliği herkesçe bilinmektedir.
ABD, kendisini dünya jandarması görerek yıllardır bölgemizde zulmetmekte, kan akıtmaktadır. 
Irak’ın işgali sonrasında bölge halkına yapılan zulümler bunun en güzel ispatıdır. 
Demokrasi getirmeyi vadettikleri ülkelere kan/gözyaşı/zulümden başka bir şey getirmemişlerdir. 
Aksine on yıllardır bölge ülkelerinin kaynaklarını sömürmüştür.
Dolayısıyla her ikisinin de zalimliği ayan beyan ortadadır. 
Şu an da zalimliklerine/zulümlerine devam etmekte, şehirleri, yaşam alanlarını ve okulları bombalamaktadırlar.
Bu yaşanan savaş da iddia edildiği gibi İran’daki zulmü bitirme, oraya huzur/demokrasi getirme, İran olarak adlandırılan coğrafyada yaşayan insanları huzura ve refaha kavuşturma amacıyla yapılmış bir savaş değildir.
Bunun başka bir izah tarzı yoktur. 
Olamaz da!..

Savaştan uzak; barış, mutluluk ve huzur dolu yarınlar dileğiyle efendim.


Alpaslan Demir
İstanbul-13.03.2026

alpaslandemi@gmail.com


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —