“Mutluluk, Cenabı Hakkın lütfuyladır.
Kol kuvvetine güvenerek savaşmak ile değildir.
Yüce felek bağışlamazsa, devlet kahramanlıkla kemende girmez,
Ne karınca zayıf, âciz olmakla aç kalır;
Ne de aslan pençesi güçlü, kuvvetli olduğu için karnını doyurur.
Göklere el uzatmak, dönüşünü değiştirmek mümkün değildir.
O hâlde onun dönüşüne uymak gerekir.
Eğer senin için uzun bir hayat yaratılmışsa,
Seni ne yılan sokar ne yırtıcı aslan paralar.
Eğer hayattaki nasibin kalmamışsa panzehir zehir olur,
Seni öldürür…”(Firdevsi, Şehname, Cilt:1)
Mutluluğu;
Kimi malda arar, kimi makamda!..
Kimi güçte arar, kimi güç oyunlarında
Kimi varlıkta, biriktirmede, sahip olmada arar
Kimi vermede, vaz geçmede, yok etmede
Hasılı kelam mutluluk çok uzakta aranır; bazen,
Ama her zaman çok yakınlarda, en yakındadır.
Çevresine mutsuzluk, huzursuzluk ve hüzün dağıtanlar mutsuz olmaya mahkumdurlar.
Mutluluk bir enerji gibidir. Ama çekim yasaları farklı çalışır.
Zıt kutuplar değil, aynından olanlar birbirini çeker.
Mutluluk mutluluğu; mutsuzluk mutsuzluğu…
Mutluluk başkasında, başka şeylerde ve başka yerlerde değil, bizzat insanın kendisindedir.
Çevresine mutluluk dağıtanlar her zaman mutlu olur.
Tebessüm edenler tebessüm,
Gülümseyenler güler yüz,
Yardım edenler de yardım ve destek görürler.
Kim neyinden verirse o tarafı artar; çoğalır; yükselir.
Mutluluk da öyledir.
Bir insana ufaktan bir dokunma,
Bir tebessüm,
Bir tatlı söz,
Yerinde bir küçücük yardım…
Küçücük, azıcık, mini minnacık…
Daha fazlasına ne gerek var ki?
Dünya zaten üç günlük değil mi?
Dün… Bugün… Yarın….
Üç küçücük gün evrenle kıyaslandığında…
Mutluluğu varlıkta, mülkte, malda arayanlar, onların peşinde bir ömür tüketirler de bir gün ağız tadıyla yiyemeden giderler.
Mutluluğu makamda, koltukta, temsilde arayanlar; bu makamı güç olarak kullanıp etrafa caka satanlar,
Gün gelir yalnız yaşamak zorunda kalırlar.
Hele de devletin imkanları ile bir makama gelenler,
Onlar yok mu onlar….
Gücünü bilgisinden, görgüsünden, deneyiminden değil de bulunduğu makamdan alanlar…
Makamın gereği rehber olma, yol gösterme, çalışanın yolunu aydınlatma, değil de tahakküm etme sevdasında olanlar,
Emrinde çalışanları köleleri gibi görmeye alışanlar,
Herkesin kendisine hizmet etme yükümlülüğü varmış gibi algılama gayretine düşenler,
Karşısındakinin saygıdan veya başka nedenlerle gösterdiği itaati
Gücü neticesinde elde ettiği fehmine kapılanlar...
Dişisini görmüş erkek hindi gibi kabardıkça kabaranlar…
Bu kabarmanızın altının boş olduğu, göründüğünüz kadar büyük olmadığınız, görünenin suni bir büyüklük olduğu çok kısa zamanda ortaya çıkar.
Bu gerçekle yüzleşince de en çok onlar şaşırırlar.
Gerçekle yüzleşmek zor gelir; kabullenemez, taşıyamaz, sindiremezler!..
Ama yönetim görevini yol göstermek, kılavuzluk etmek, rehber olmak…
İdareciliği tahakküm değil de tıpkı “idare lambası” gibi insanların önünü aydınlatmak olarak algılayanlar,
Bugün çok küçük görülseler de
Büyüklükleri her zaman kendileri ile birliktedir.
Çünkü onlar; oturmasını, kalkmasını, söylemesini, dinlemesini, yol yordam göstermesini, rehberlik etmesini en güzel başaranlardır.
Geçtikleri yerlerde, yıllar sonra bile hatırlanan, yaşatılan, izler bırakırlar.
Attıkları tohumlar, yokluklarında bile meyveye durur, genç dimağların beslenmesini sağlar.
Göz ile görülen değildir asıl büyüklük.
Gönül ile görülen ve gönülden sahip çıkılandır.
Şekilde, şemalde, görüntüde değildir büyüklük.
Şekli hatırlayınca akla gelen güzelliklerde, hatıralarda, gönülde oluşan duygulardadır.
Hasılı kelam en büyük mutluluk, etrafındakileri mutlu etmeyi bilmek, başarmak ve hep birlikte mutlu yaşayabilmektir…
Sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir ömür dileklerimizle efendim.
Alpaslan Demir
İstanbul-23.01.2026
alpaslandemi@gmail.com
#sallandık #Balıkesir #deprem #İzmir #UzakŞehir #TransferDeğilıstifa #TaşacakBuDeniz #KızılcılŞerbeti #Özgür #Irak #AhmetÖzer