Mutlu olabilmek için neler gerekli? Para, mal-mülk, konforlu bir yaşam, lüks bir araba veya mutlu bir aile; çoluk-çocuk?..
Bu sorunun cevabı kişiye ve duruma göre değişir aslında. Kimine göre varlıklı yaşamaktır mutluluk, kimine göre ise sağlıklı olmak. Kimine göre dış dünyadadır mutluluk, kimine göre ise iç dünyada.
Kendimce Youtube’da gezinirken Haluk Bey’in hikayesi çıktı karşıma. Kendi işinin sahibi, yanında yedi kişiyi çalıştıran bir iş adamı iken şantiye ortamında bir buçuk metre mesafeden yüksek gerilime kapılarak iş kazası geçiren Haluk Bey’in hikâyesi.
Uzun süre hastanelerde tedavi gören ve bu tedavi sürecinin sonunda iki kolunu birden kaybeden ama umudunu asla kaybetmeyen Haluk Bey’in hikâyesi.
“Gözü çok yükseklerde olan kimse mutlu olamaz. Ben mutluluğun formülünü şöyle buldum; her zaman için kendinden aşağıya bakacaksın, yukarıya değil!” cümlesi de ona ait. Ve şöyle devam ediyor konuşmasına Haluk Bey: “Yukarıya bakacağın tek yer İslami-ilmi açıdan senden yüksek olanlar olacak. Senden yukarıda bir tek onlara bakacaksın. Fani dünya, mal-mülk, ticaret hayatı, sağlık-sıhhat, Rabbimin sana verdiği hidayet; bunlar için aşağıya (senden aşağı durumda olanlara) bakacaksın, mütevazı olacaksın.”
Bir bakıma, gerçek mutluluğun kişinin kendinden kötü durumda olanlara bakarak hâline şükretmesi olduğunu ifade ediyor Haluk Bey.
Bir Youtube kanalına verdiği röportajında anlatıyordu kaza süreci ile değişen hayatını. Kazadan sonra hayata alışmak kolay olmamış onun için. Ameliyata gideceği anda öğrenmiş kollarının kesileceğini; kollarını kesmemeleri için doktorlara çok yalvarmış.
“Annem yok, babam yok! Bekarım, kimsem yok! Nişanlıydım ve iki ay sonra evlenecektim. Nişanlımı çok seviyordum. Doktorlara da onu çok sevdiğimi ve evleneceğimi, eğer kollarım olmaz ise benimle evlenmeyeceğini, söyledim. Yalvardım kollarımı kesmeyin diye!” diyor. Ama doktorlar da çaresiz. Hastayı kurtarabilmek için kolları feda etmeleri gerektiğinden mecburen kesiyorlar iki kolunu.
Otuz yaşından sonra bir anda kollarından mahrum kalmış Haluk Bey. O günleri anlatırken;
“Doğumdan itibaren olsa zamanla alışırdı insan.” diyor ve devam ediyor: “Ama bir şeyler yapmalıydım. Ömür boyu başkalarına bağımlı olarak yaşayamazdım. Tamam, en temel ihtiyaçlarımı karşılayamıyordum, yemeğimi yiyemiyor, elbisemi giyemiyor, affedersiniz tuvalet ihtiyacımı dahi göremiyordum. Bunları yapabilmek için birilerine muhtaçtım. Sağ olsunlar kardeşlerim en büyük yardımcılarımdı ama ben tek başıma ayakta kalmayı başarmalıydım…”
Bu süreçte nişanlısı tarafından da terk edildiğini anlatıyor Haluk Bey. Önce bir arkadaşının yardımıyla ve daha sonra ise tamamen tek başına yaşamaya başladığını anlatıyor. Pantolonunu ilk defa kendi başına giydiğinde, birinin yardımı olmadan ilk yemeği yediğinde dünyanın en büyük mutluluğunu yaşadığını dile getiriyor tatlı bir tebessümle.
Önce omzuna bir çanta takıp kalem satarak başlıyor rızık temin etme çabasına. Bir süre sonra ise daha genel-geçer bir şeyler satması gerektiğini düşünerek kuruyemiş işine giriyor. Gündüzleri İkitelli sanayi bölgesinde, geceleri de Bayrampaşa halinde yapıyor satışlarını. Bir süre sonra işlerini büyütünce taksitle bir araba alıyor; bir de şoför tutuyor. Birlikte çalışıyorlar. Halden aldığı sebze ve meyveleri sanayi bölgesinde pazarlamaya başlıyor kuruyemiş işine ek olarak. Araba yetmiyor; önce arabayı büyütüyor, sonra ikinci bir araba alıyor.
“İşlerim gayet iyiydi.” diyor.
Bir lokantacı arkadaşı ortaklık teklif ediyor, hissenin yarısını alıyor. Gayet güzel çalışırken arkadaşı hissenin diğer yarısını da satmayı teklif ediyor. Lokanta gayet güzel işlemekte, oldukça da iyi kazanmaktadır. İki arabasını da satarak hissenin tamamını alıyor. Ama işler umduğu gibi gitmiyor.
“Meğer işleri güzel götüren diğer ortakmış. İnsan bildiği işi yapmalıymış, önemli olan işten anlamakmış. Bir sene içinde battım. Sekiz yıllık emeğim uçtu gitti birden. İlk kaza geçirdiğim döneme döndüm. Hatta daha beter oldum, bir sürü borç-harç yaptım. Bir sürü haczim oldu. ‘Ne yapacağım?’ diye kara kara düşündüm, yılmadım. Yine çantayı elime aldım. Fazla hırs da iyi değilmiş. Bildiğin işten şaşmayacakmışsın. Acı bir reçeteyle öğrenmiş oldum bunu. Ama yılmak bize yakışır mı? Yakışmaz. Belki de hani derler ya, ‘Rabbim helal olmayanı temizliyordur.’ diye. Ben şu an ona inanıyorum.”
Yine çanta kolunda kuruyemiş satmaya dönüyor. Tüm borçlarını ödemeye koyuluyor. Bu süreçte manevi bir dönüşüm yaşıyor; bir rehber, bir uyarıcı sayesinde ibadetlerini yerine getirmeye başlıyor;
“Huzuru, mutluluğu o zaman buldum.” diyor.
O kadar tatlı anlatıyor ki, insan dinlemeye doyamıyor:
“Her şey merhametle başlar, her konuda merhamet. Bu inancımızın gereğidir.”
Karşımızda iki kolu birden olmayan ama çok mutlu olan bir insan var. Günümüzde her şeyi ile tam bir vücuda, imrenilen bir hayata sahip olup da mutluluğu yakalayamayanların aksine mutlu bir dünya kurmuş kendine.
Anlatmaya devam ediyor:
“Düşünsenize, anneniz yok, babanız yok, iki kolunuz yok. Düşünün ya! Herhangi bir yerde birikmiş bir paranız yok. Şu ana kadar ne bir kurumdan ne bir şahıstan; hiçbir kimseden yardım talep etmedim. Çantayı asıyorum omzuma, çalışabiliyorum değil mi? Evet, çalışabiliyorum.
Şunu anlatmak istiyorum; bir misyonum oldu benim, bir görevim. Göz açıp kapayıncaya kadar terk edeceğimiz bu dünyada insanın bir amacı olması lazım, bir misyonu olması lazım. Bu şuur bana yavaş yavaş oturdu. Çünkü Rabbim bize akıl vermiş, sağlık, sıhhat vermiş. Düşüneceksin. Ben düşündüm.
Rabbim kimsenin başına vermesin de demeyeceğim. Sonuçta Rabbim ne verirse onu yaşayacağız. Rabbim güç kuvvet versin. Öncelikle iman gücü versin.
Her şeye rağmen herkesi çok seviyorum. İnsanlar birbirini sevmeli. İnsanlar birbirine iyi yönde örnek olmalı. Budur yani, tek dileğim bu.
Üzülmeye gerek yok. Biz, insanları üzmek için çalışmıyoruz. İbret alsınlar, ateşlensinler. ‘İki kolu olmayan adam gece gündüz çalışıyor. Biz ne yapıyoruz?’ diye bir kişi kendisine sorsa yeter bizim için. Bir kişiye bile ulaşabilsek ne mutlu bize! Ben kendi adıma öyle diyorum.”
Evet çalışmak, helalinden kazanmak için çalışmak. Alın teri ile emeğinin karşılığında güzel bir yaşam sürebilmek için çalışmak. Haluk Bey’in yapmaya çalıştığı bu.
Rızkı verenin Hüda olduğunun bilinci ile çalışmak. Rızkı verecek olanın sonsuz rahmetine sığınıp üzerine düşen vazifeyi yerine getirmek. Mutluluğun da huzurun da formülü burada saklı.
Son sözü yine Haluk Bey söylüyor:
“Mesela ben… ben de bir beşerim, bazen canım sıkılıyor. Rabbim öyle bir yardım ediyor ki bana. Bazen tek başıma oturuyorum. Moralimi bozmaya çalışıyorum. ‘Oğlum Haluk, diyorum, anan yok, baban yok, kimsen yok! Yaa iki kolun yok. Hem yetim hem öksüzsün.’ diyorum, moralimi bozmaya çalışıyorum. Sonra; ‘Yok ya!’ diyorum. Olmuyor. Kendi kendime gülüyorum. Neden? İnançtan dolayı, tevekkülden dolayı. Şart aramayacaksın, şurt aramayacaksın. Rabbine tam teslim olacaksın. Bunu yaptığım zaman, gerisi oyuncaktır benim için.”
…
Yeni bir yıla merhaba dediğimiz şu günlerde herkese sağlıklı, mutlu ve huzur dolu bir ömür diliyorum.
Birbirimize günahsız dualarla dualar edenlerden olabilmemiz ümidiyle…
#Alpaslan Demir
İstanbul-02.01.2025
#BedriUstaBoykot #SigortamızSahteymiş #MaduroABD #Caracas #BedriUstaBoykot #Rodriguez #Rusya #2025AGS #NicolasMaduro #2024KPSS #MarcoRubio #RecepTayyipErdoğan #CBAgs20BineOnay #NewYorkTimes #Dünya #Saddam