Abil BABAOĞLU

Tarih: 04.02.2026 21:42

Karanlık Düzenlere Karşı İnsanlığın Vicdanı

Facebook Twitter Linked-in


“The Devil” filmini 1990’larda ilk izlediğim zaman, kurgu olmasına rağmen büyük bir dehşete kapılmıştım. Filmde “666” sembolleriyle anlatılan şeytani bir düzen ve onun müritleri dünyayı sarmış, ölümler, katliamlar, yıkımlar ve ahlaki çöküş her yana yayılmıştı. O gün bunu bir sinema hikâyesi olarak görmüştük; fakat aradan geçen yıllar, bazı gerçeklerin hiç de masum olmadığını gösterdi.
Hollywood başta olmak üzere küresel medya, uzun zamandır belirli güç merkezlerinin projelerini insanların bilinçaltına işlemeye çalıştı. Epstein dosyalarının açıklanmasıyla birlikte dünya kamuoyu, karanlık ağların ne kadar derine indiğini daha açık biçimde gördü. Para ve iktidar hırsıyla hareket eden bu yapılar, devletleri, toplumları ve özellikle genç nesilleri hedef alıyor.
Bugün dünyada bu düzene karşı ses çıkaran az sayıda lider kaldı. Erdoğan, Putin, Şi Cinping, Kim Jong-un ve Maduro gibi isimler küresel baskıya rağmen direnmeye çalışıyor. Diğerlerinin bir kısmı bu sisteme gönüllü hizmet ederken, bir kısmı da koltuk ve para uğruna sessiz kalmayı tercih ediyor.
Bu güçler onlarca yıldır sadece ülkeleri zayıflatmakla yetinmedi; bütün insanlığa karşı ahlaki bir savaş başlattı. Çocukların istismarı, uyuşturucu ticareti, aile yapısının çökertilmesi, inançların itibarsızlaştırılması ve cinsiyetsizleştirme politikaları küresel ölçekte yaygınlaştırıldı. Medya aracılığıyla yeni nesillere yabancı kültürler özendirildi.
Son iki yüzyılda Vatikan’ın içine kadar sızan bu anlayış, Hristiyan dünyasını da derinden sarstı. Amerika’daki bazı evangelist ve neocon akımlar, İsrail merkezli politikaların adeta silahlı destekçisi hâline geldi. Bu yapıların hedefinde ise en çok, değişmeden kalan ve insanlığa adalet çağrısı yapan İslam dini oldu. Çünkü Kur’an’ın ortaya koyduğu ahlak, bu karanlık düzenin önündeki en büyük engeldir.
Ne yazık ki İslam dünyasının içinde de bu sisteme hizmet eden, onurunu kaybetmiş siyasetçiler, sözde din adamları, akademisyenler ve STK’lar bulunuyor. Genç nesli milli ve manevi değerlerden koparmak için gece gündüz çalışıyorlar.
Bugün İsrail yönetimi, bu politikanın en sert uygulayıcısıdır. Gazze’de yaşananlar, dünyanın gözü önünde gerçekleşen büyük bir insanlık sınavıdır. Lady Diana’nın yıllar önce söylediği “Bunlar insan değil” sözleri o gün ciddiye alınmadı; çünkü küresel medya gerçeğin üzerini örttü. Diana’nın İslam’a yönelmesi de bu yüzden hedef hâline gelmesine yol açtı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yıllardır Birleşmiş Milletler sistemine itiraz ediyor ve “Dünya beşten büyüktür” diyerek adaletsiz yapıyı teşhir ediyor. Bugünkü hâliyle BM’nin insanlığa değil, güçlü devletlerin çıkarlarına hizmet ettiği açıktır. Türkiye, bu karanlık dönemde inisiyatif alarak uluslararası sistemi sorgulamalı, Türk ve İslam devletleriyle gerçek bir dayanışma zemini kurmalıdır.
Sadece BM değil, zulme sessiz kalan bütün uluslararası örgütler boykot edilmelidir. Gazze’de gördük ki insanlık tamamen ölmemiştir; fakat vicdanların harekete geçmesi gerekiyor. Türkiye öncülük ederse, bu çağrı dalga dalga yayılacaktır.
Netanyahu yönetimini destekleyen, İsrail’le çıkar ilişkisi kuran devletlerle mesafe konulmalıdır. Birleşik Arap Emirlikleri gibi zulmün yanında duranlarla gerçek dostluk kurulamaz. Bugün güçlerine güvenenler, yarın Epstein ağına güvenenlerin akıbetine uğrayacaktır.
Ülke içinde eğitim sistemi ve dini kurumlar mutlaka arındırılmalı, milli kimliği ve İslam ahlakını zayıflatan yapılara karşı hukuki mücadele verilmelidir. Bu, milletin geleceği için zorunludur. Bize değerlerine yabancılaşmış, halkını küçümseyen bir gençlik değil; milletine hizmet eden, ahlaklı ve bilinçli bir nesil lazımdır.
İnsanlığın kurtuluşu, yeniden adalet ve merhamet ekseninde birleşmekten geçiyor.
İstersen metni daha akademik üsluba çekebilir, sert siyasi ifadeleri biraz daha diplomatik hâle getirebilirim.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —