Ayşegül DEMİR

Tarih: 01.01.2026 12:43

Derdim çoktur hangisine yanayım

Facebook Twitter Linked-in

Şimdi de yazıya döktüklerimi, uzun zamandır ara verdiğim köşemde, sizlerle paylaşmak istedim. 

İki gündür içim pır pır. Sebebini bilmediğim bir heyecan, hayır heyecan denemez buna, panik ya da endişe hem de uykuyu yitirtecek kadar derin bir endişe ile çırpınıyor yüreğim. Hayal meyal hatırladığım, beni diğer insanlara ait dünyadan olmadığıma ikna eden ve bin bir emekle unutmaya yüz tuttuğum her şey, hep birlikte hücuma kalktı. Hücuma kalktı diyorum çünkü bu bir savaş ve her savaş gibi kazananı ne benim ne de her anı ile bin parça edildiğim zaman..
Penceremden gördüğüm dünya telaşlı. Yaşamın hercai hevesi ile koşuşanlar da var, eve ekmek götürememe ıstırabı içinde adımlarını kahpe dünyanın böğrüne çivilercesine ağır adımlarla yürüyenler de. Güneş Ankara semalarında son raksını ederken, mekanikleşme sevdasına kurban verilmiş tertemiz kâinatın milim milim katledildiği bir günü daha bitirmiş olmanın yorgunluğunu gizlemek için yorganını serme telaşında gece.  Eskiden olsa dost meclisinin toplanma vakti derdim..  
Hep diyorlar ya insan beş dostunun ortalamasıdır diye..
“Dost kaldı mı ki demekten başka bir şey geçmiyor içimden.” diyerek bakıyorum batan güneşin ardından kalan o turuncu boşluğa. 
Sahi, nerede o "insan insanın yurdudur" diyen eski bilgeler? Şimdilerde insan insanın gürültüsü, insan insanın yorgunluğu olmuş durumda. Herkesin birbirine "vitrin" olduğu, kimsenin kimsenin "yangınını" görmediği bir çağın ortasında, beş dostun ortalamasını almak değil, tek bir dostun samimiyetine sığınmak bile lüks artık.
Penceremin ardındaki Ankara, büyük bir mücadele sonrası taçlandırıldığı sıfatıyla değil, yarım kalmış hikâyelerin, ertelenmiş kucaklaşmaların ve geç kalınmış özürlerin başkenti gibi duruyor karşımda. 
Mekanikleşme dedikleri sadece fabrikaların çarkları değilmiş meğer kalplerin de pas tutmasıymış. 
Birine "nasılsın" dediğimizde aldığımız o ezberlenmiş "iyiyim" cevabı, aslında "ruhumdaki enkazı deşme, ben de seninkine bakmayayım" demenin kibarcası olmuş.
Kendi kendime soruyorum: Bu içimdeki pır pır eden panik, acaba unuttuğum o eski dünyadan bana gönderilen son bir sinyal mi? "Henüz taşlaşmadın, hâlâ sızlayabiliyorsun" diyen bir yaşam belirtisi mi? 
Eğer öyleyse, uykusuz geçen bu geceler, uykuda geçen bir ömürden daha evladır.
Hücuma kalkan o anılar, bin parça edilen zamanın içinde aslında bizi biz yapan yegâne sığınaklarımızsa eğer varsın kazananı olmayan bir savaş olsun bu. 
Değil bir bin mağlubiyeti, bu hissizleşmiş kalabalığın "zaferlerine" tercih ederim. Çünkü ekmek derdiyle ağır adımlar atan o baba ve ananın yorgunluğunu kalbinde hissedebiliyorsan, henüz o mekanik katliama kurban gitmemişsin demektir.
Günün sonunda, Ankara’nın ayazı odaya dolarken kendime bir çay, ruhuma bir sabır demliyorum. 
Dost meclisleri dağılmış olabilir, sofralar tenhalaşmış olabilir. Ama unutmamalı; insan en çok kendi sessizliğinde çoğalır.
İşte tam da bu yüzden en büyük dost, insanın tüm bu hengâmeye rağmen hâlâ "sızlayabilen" yüreğidir.
Yeni yıl sağlık, güvenlik ve bolca huzurla geçsin temennisi ile saygı ve sevgilerimi sunuyorum sevgili okur, vicdan pusulanız hiç şaşmasın.. 
 

#Ayşegül Demir
glnhal80@hotmail.com

 

#BedriUstaBoykot #SigortamızSahteymiş #MaduroABD #Caracas #BedriUstaBoykot #Rodriguez #Rusya #2025AGS #NicolasMaduro #2024KPSS #MarcoRubio #RecepTayyipErdoğan #CBAgs20BineOnay #NewYorkTimes #Dünya #Saddam


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —