Abil BABAOĞLU

Tarih: 27.01.2026 18:52

Bağımsız Medya mı, Yönlendirilmiş Algı mı?

Facebook Twitter Linked-in

 

Medyaya, devlet ve devletçilik açısından “beşinci kuvvet” denmesi boşuna değildir. Medyanın hem kitleler hem de iktidar üzerindeki etkisi son derece büyüktür.
Bir devlet, ancak medyası milli, bağımsız ve tarafsız olduğu ölçüde güçlüdür.

Medya mensupları da bizim gibi insanlardır; elbette her birinin ideolojik bir bakış açısı vardır. Olayları değerlendirirken bu bakış açısının öne çıkması doğaldır.
Ancak asıl önemli olan, bu kişilerin bilinçaltında devletçilik refleksinin yerleşmiş olmasıdır.

Son 70 yılda dünyanın ana akım medya organlarının büyük bölümü siyonist etki altına girmiştir. Küresel ölçekte faaliyet gösteren medya kuruluşları, dünya olaylarına siyonist bir perspektiften bakmakta ve bu doğrultuda yayın yapmaktadır.
Türkiye’de de uzun yıllar tablo böyleydi. Medya; halktan kopuk, milli değerlere bağlı insanlara ve siyasilere karşı bir baskı aracı olarak kullanıldı. Milli ve manevi değerleri önceleyen siyasetçilere topyekûn saldırılar düzenlendi, toplum yönlendirildi.
Şükür ki son yıllarda bu çevrelerin sesi bir miktar kısılmıştır.

Bugün gözlemlediğim kadarıyla Azerbaycan’daki medyada İsrail ve siyonist etkinin oldukça güçlü olduğu görülmektedir. Bunu ilk kez İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra net biçimde hissettim.
Büyük Zafer’in ardından, Türkiye’nin her türlü desteğini halkın gözünde küçültmek ve etkisizleştirmek için İsrail ön plana çıkarılmaya başlandı.

Oysa bilindiği gibi Türkiye, savaştan çok önce Azerbaycan’la birlikte her platformda Ermenistan’a karşı diplomatik mücadele yürütüyordu.
Karabağ Savaşı’nda ön saflarda savaşan kahraman askerlerimizin büyük bir bölümü Türkiye’de eğitim aldı. Savaş boyunca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üst düzey subayları, Azerbaycan Savunma Bakanlığı’nın üst düzey komutanlarıyla birlikte sahadaki tüm muharebeleri yakından takip etti.
Türkiye, tüm imkânlarıyla Azerbaycan’ın yanında ve arkasında durdu.

Buna rağmen zafer sonrasında birçok medya organı Türkiye’yi değil, İsrail’i övmeye başladı. İsrail yanlısı ve Türkiye karşıtı yayınlar bugün de devam etmektedir.
Daha yakın zamanda Azerbaycan’daki bazı medya organları, Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Ermenistan’a 10 milyon dolar yardım yaptığı yönünde haberler yayımladı.
Bu hem açık bir yalandır hem de bunu yazmak bir yana, ima etmek dahi ahlaksızlıktır.

Recep Tayyip Erdoğan, iktidara geldiği günden bu yana Ermenistan’la ilgili herhangi bir konuda Azerbaycan’ın onayı olmadan adım atmamıştır.
Sayın İlham Aliyev’in onaylamadığı hiçbir şeye “evet” denmemiştir. Erdoğan hükümetinin tüm dışişleri bakanları, her platformda adeta Azerbaycan’ın bakanı gibi hareket etmiştir.

Bu yalan kampanyalarının arkasında İsrail bulunmaktadır. Türk Birliği gündeme geldiği her anda İsrail, bu birliğin arasına nifak sokmak için elinden geleni yapmaktadır.
İsrail, Türk dünyasına düşman olan tüm yapıları desteklemektedir. Hayata geçirmek istediği ve Türkiye’nin engel olduğu “Büyük Kürdistan” projesi, yalnızca Türkiye’ye değil, tüm Türk dünyasına karşı bir projedir.
PKK’ya vaat edilen haritalarda Nahçıvan, Urmiye, Tebriz, Zengezur, Gence ve diğer kadim Azerbaycan toprakları yer almaktadır.

Bugün Azerbaycan’da tutuklu bulunan Ramiz Mehdiyev ve görevden uzaklaştırılan General Beyler Eyyubov’un da bu planın Azerbaycan’daki uygulayıcıları olduğu, İlham Aliyev yönetimine karşı gizli darbe hazırlığı içinde bulundukları bilinmektedir.
Görüldüğü üzere, İlham Aliyev’le iyi ilişkiler kuran İsrail, diğer taraftan Aliyev’in düşmanlarına da her türlü desteği vermektedir.

İsrail, Karabağ Savaşı öncesinde ve sırasında Azerbaycan’a yalnızca silah satmıştır. Azerbaycan ise İsrail’i hayati öneme sahip doğal gazla beslemiştir.
Bu, tamamen ticari bir ilişkidir. Abartılacak bir durum yoktur.
Bugün ABD ile Çin fiilen savaş durumundadır, ancak ABD ithalatının yaklaşık %25’i Çin’den yapılmaktadır. Avrupa ise doğal gazı Rusya’dan almaktadır.
Ticaret başkadır, kardeşlik başka. Ticaret biter; kardeşlik ebedidir.

İsrail’in bu dünyada gerçek bir dostu ya da kardeşi yoktur. Her devleti kendi çıkarları için kullanır ve zamanı gelince sırtından hançerler.
Bu nedenle tarih boyunca dışlanmış ve kovulmuştur.

Gelelim Azerbaycan’daki “Dağ Yahudileri” olarak anılan Musevi Tatlara.
Bazı medya organları, onların Azerbaycan’da 3000 yıldır yaşadığını iddia etmektedir. Bu, dünyanın her yerinde tekrar edilen klasik bir Yahudi mitidir.
Azerbaycan vatandaşı olan bu Musevi Tatlar, milliyetçi İbrani değil; İrani kökenli bir halktır. Yahudi milletiyle etnik bir bağları yoktur.
Dolayısıyla İsrail bakanlarının onlar adına Azerbaycan devletine teşekkür etmesi son derece absürttür.

Musevilik, Pers Kralı Darius’un Yahudileri Asur esaretinden kurtarmasından (MÖ 587) sonra İran coğrafyasına yayılmıştır. Museviliği kabul eden bu küçük İrani grup, Kafkasya’ya Hazar Kağanlığı döneminde, tahminen MS 8. yüzyılda göç etmiştir.
Hazar Devleti bir Türk devletiydi. Musevilik, önce saray çevresinde, sonra halk arasında yayılmıştır.
Yani söz konusu süre 3000 yıl değil, yaklaşık 1200 yıldır.

Azerbaycan ise tarihin derinliklerinden beri Türk yurdudur. İskitler, Gutiler, Massagetler, Hunlar, Kıpçaklar ve nihayet Oğuz Türkleri bu toprakların asli sahipleridir.

Bugün siyonist İsrail’in hedeflerinden biri de Hazar Devleti adını kullanarak Azerbaycan’ı “Büyük İsrail” projesinin bir parçası ya da kölesi hâline getirmektir.
Bunu da Azerbaycan’daki işbirlikçi medya aracılığıyla yapmaya çalışmaktadır.

Allah bizleri, şeytana hizmet eden siyonistlerden ve onlara kölelik edenlerden korusun.

 

#cusan #BeyazıtÖztürk #prkab #prkme #revamı #thyao #MansurYavaş #gündem #tralt #gümüş #MühürEmeklide #MCIvGS #Putin #Giriş #Şarjı


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —