Bugün kaleme aldığı kitaplarında, makalelerinde ve konuşmalarında, hem kendi yaşadıklarını hem de halkının maruz kaldığı zulmü anlatmayı bir görev bilmektedir. Onun kalemi, unutturulmak istenen tarihin susan sesi oldu.
1988 yılının 5 Aralık sabahı, henüz gün ışımadan, binlerce Azerbaycan Türkü gibi Senuber hanımın ailesi de Kazak bölgesindeki bir mülteci kampına ulaşmıştı. O gün özgürlüğün ilk nefesi alınmıştı ama geride bıraktıkları acıların sadece başlangıç olduğunu kimse bilmiyordu.

Rusça bilen bir mülteci olarak, iki gün boyunca KGB görevlilerine Ermenistan'da Azerbaycanlılara karşı işlenen cinayetleri tercüme eden Senuber Saralı, o günlerin tanığı değil, aynı zamanda kayıtçısı oldu. Yüzlerce şahitlik dinledi, her cümleyi titreyen bir kalp ve kanayan bir hafızayla yazıya aktardı. Fakat o zamanlar bu bilgiler hem Sovyet yönetimi hem de dünya kamuoyu tarafından sistemli şekilde gizlendi.


7 Aralık: Felaket ve Saldırılar Aynı Gün Yaşandı
7 Aralık sabahı saat 10.00'da Hamamlı (Spitak) yönündeki hareketlilik durdu. 11.30'da aşırı milliyetçi grupların Sarallı, Kursalı ve diğer Azerbaycan köylerine saldırı hazırlığında olduğu anlaşıldı. İlk kurşunlar sıkıldı, evler ateşe verildi, yollar tutuldu.
Fakat tam bu sırada bölgede 12 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Deprem, saldırganları da vurdu ancak Ermenistan yönetimi gerçeği sakladı: Deprem sırasında köylere yapılan saldırılarda ölen Azerbaycanlı sivillerin ve Rus askerlerinin sayısı hiçbir zaman dünya ile paylaşılmadı.
200 ailelik köylerde 30 kişi Kurgalı'da, 5 kişi Sarallı'da, 3 kişi Geydallı'da öldü. Arçut ve Daşkörpü'de bebekler dahi hayatını kaybetti. Onlarca yaralı günlerce aç ve susuz bırakıldı.
Dünya Ermenilere Koştu, Türkler Yalnız Bırakıldı
Deprem için dünya seferber oldu; fakat Ermenistan'daki Azerbaycan Türkleri yok sayıldı. Yalnızca genç gazeteci Musa Mercanlı 1990'da yayınladığı makale ile ilk kez ölen Azerbaycanlıların isimlerini duyurdu.
Azerbaycanlı köylüler soğukta cenazelerini bile gömemedi, hastalık ve açlıkla mücadele etti. Sovyet yetkilileri ise köylere gelmedi, kimse yardım elini uzatmadı.


Duvarlara Gömülen Çocuklar: Gizlenen Katliam
Depremden sonra Hamamlı bölgesinde yapılan kazılarda, duvarlara diri diri gömülmüş çocuk cesetleri bulundu. Sovyet Başsavcı Yardımcısı Andreev bu vahşeti hafifletmek istercesine "30 değil, 23 çocuktu" dedi. Rakamlara sığınarak insanlık suçunu örtmeye çalışan bu açıklama, yaşanan katliamın acısını hafifletmedi.
Kurtuluş Umudunu da Vurdular: Uçak Olayı
28 Kasım 1988'de, depremden iki gün önce Erivan havaalanında, Azerbaycanlı mültecileri taşıyacak askeri uçağın mürettebatı Ermeni radikaller tarafından öldürüldü. İnsanların tek kaçış yolu ellerinden alındı.
Bir diğer kurtuluş uçağı aşırı yük nedeniyle kalkışta düştü ve onlarca Azerbaycan Türkü hayatını kaybetti.
Tarih, Bu Acıya Ne Zaman İsim Verecek?
Senuber Saralı'nın tanıklıkları, sadece bireysel bir hatırat değil; yıllarca saklanan, gizlenen bir insanlık suçunun belgeleridir. Onun kalemi, bir milletin uğradığı zulmü dünya duymayınca bile yazmaya devam etti.
Bu yüzden bugün şu soru hâlâ cevap bekliyor:
Dünya, bu gerçekleri ne zaman duyacak?
Bu halkın çektikleri ne zaman kabul edilecek?
Bu acılar ne zaman adını bulacak: SOYKIRIM.