2000’li yılların başında siyonizm, uzun süredir hazırlığını yaptığı dünyayı yeniden dizayn etme planını hayata geçirmek için düğmeye bastı. Bu projenin adı “ulus devletlerin tasfiyesi” idi.
Plana göre önce mevcut devletler lime lime edilerek küçük devletçikler kurulacaktı; tıpkı eski beylikler gibi. Ardından bu küçük ulus devletçikler bir araya getirilerek “tek dünya, tek devlet” düzeni oluşturulacaktı. Elbette bu yapının merkezinde dünyayı yöneten güç olarak siyonizm yer alacaktı.
Ne ilginçtir ki, bilimsel komünizmin kurucusu Karl Marx da insanlığa benzer bir gelecek vaat ediyordu. Marx’a göre sosyalizm ve komünizm silahlı devrimle değil, insanlığın doğal gelişimiyle gerçekleşecek; dünya tek merkezden yönetilecekti. Tek ekonomi, tek para birimi olacak; insanlara yalnızca tüketecekleri kadar mal ve gıda verilecekti.
Bugün aynı söylemleri, insanların emeğini sömürerek trilyonlar kazanan, dünyanın en zengin kapitalist çevreleri de dillendiriyor. Amaç belliydi: Önce devletleri tek çatı altında toplamak, ardından insanlığı iradesiz, yönlendirilebilir bir kitle hâline getirmek. Ulus devletlerin tasfiyesi projesi tam olarak buydu.
Bu gidişata gerçek anlamda “dur” diyebilen iki devlet oldu: Türkiye ve Rusya.
Bugün Rusya kendi sorunlarıyla boğuşuyor. Siyonizm, Putin’in yanlış politikalarını fırsata çevirerek Rusya’yı Ukrayna tuzağına sürükledi.
Türkiye ise 15 Temmuz 2016’da siyonizmin elindeki en önemli siyasi ve askerî aparat olan FETÖ terör örgütünü etkisiz hâle getirdikten sonra, savunma hattını sınırlarının dışına taşıdı. Sadece savunmanın yeterli olmayacağını görerek savunmadan taarruza geçti.
Kuzey Afrika, Kafkasya, Türkistan, Doğu Akdeniz… Bugün bu bölgeler Türkiye’nin etki alanına girmiştir.
Dünya siyaseti ciddi bir kaos içindedir. Amerika ne yapacağını bilemez hâlde, geleceği belirsizdir. Bu belirsizliğin yarattığı psikolojiyle Trump herkese saldırmakta, giderek yalnızlaşmaktadır. Çin’e karşı küresel güç mücadelesinde Türkiye’yi yanında görmek isteyen Trump yönetimi, Orta Doğu’da Türkiye’ye tavizler vermekte; İsrail’e desteği azaltmakta ve ABD’nin Türkiye’ye karşı kullandığı terör örgütlerine verdiği desteği geri çekmektedir. Bu örgütlerin tasfiyesine fiilen onay verilmiştir.
Avrupa’da da siyasi belirsizlik sürmektedir. NATO siyasi anlamda işlevsiz hâle gelmiştir. ABD, Avrupa’nın savunmasından fiilen elini çekmiştir. Grönland meselesi bunun açık göstergesidir.
Savunma zaafı yaşayan Avrupa Birliği’nin bugün umut bağladığı ve ihtiyaç duyduğu ülke Türkiye’dir.
Bir yandan Ukrayna üzerinden yürütülen savaşla yıpranan, diğer yandan Avrupa ülkeleriyle sorunlu ilişkiler yaşayan Rusya’nın da bugün muhtaç olduğu ülke Türkiye’dir. Nükleer silaha sahip olmak, savaş kabiliyeti olmayan bir orduyu güçlü kılmaz. Rusya’nın ne modern teknolojiye sahip bir ordusu vardır ne de uzun süreli kara savaşını yürütebilecek ekonomik gücü. Ekonomisi ciddi şekilde zayıflamıştır.
Türkiye ise ekonomik ve askerî açıdan büyümeye devam etmektedir. Kimseye muhtaç olmadan yoluna kararlılıkla ilerlemektedir. Başarılar ardı ardına gelmektedir.
Türkiye bugün bir cihan devleti olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Bu yürüyüşü durdurabilecek ya da durdurmaya cesaret edecek bir güç yoktur.
Bütün bu gelişmeler, Cumhur İttifakı’nın ve başkanlık sisteminin bir sonucudur. Bu yüzden Türkiye içindeki dış odakların siyasi piyonları, iktidara gelirsek ilk iş başkanlık sistemini kaldıracağız demektedir.
Bugünün dünya siyasetinde en etkili yönetim modeli otoriter başkanlık sistemidir. Halk 2028 seçimlerinde bu ittifaka ve bu sisteme oy verirse, Türkiye’nin dünya süper gücü olmasına da oy vermiş olacaktır.
#sallandık #Balıkesir #deprem #İzmir #UzakŞehir #TransferDeğilıstifa #TaşacakBuDeniz #KızılcılŞerbeti #Özgür #Irak #AhmetÖzer
Evet 287 Kişi
Hayır 9 Kişi