Günümüzde insanların tahammül eşiği her geçen gün aşağıya düşmekte, insanlar rahatlıkla tolere edilebilecek, hoşgörüyle karşılanabilecek konularda dahi saman alevi misali anlık parlamalar yaşamaktadır. Maalesef bu tepkiler zamanla öfke ve kızgınlığı da aşıp şiddete kadar uzamaktadır. Sonrasında ise pişmanlıklar ve telafisi mümkün olmayan olaylar…
Sosyal hayattaki bu tahammülsüzlük, günden güne evlere ve evliliklere de yansımaya başlamıştır. Öyle ki günümüzde boşanma sayısı, maalesef evlilik sayısına yaklaşmış durumdadır.
Evliliğin sonlanmasına sebebiyet veren olayları irdelediğimizde; çoğunlukla her iki tarafın da birbirine tahammül edemez, birbirini taşıyamaz hâle geldiğini ve bunun sonucunda ayrılıkların yaşandığını görmekteyiz.
Basit nedenlerle ortaya çıkan küçük tartışmalar büyümekte, önü alınamaz bir çatışmaya dönüşmektedir. Bu tatsız olayların sonucunda da tamir edilemez kırgınlıklar, dargınlıklar ve hatta yerine göre şiddet dahi yaşanmaktadır.
Damlayan musluk elbet bir gün bardağı taşıracaktır. Nasıl ki arızalanan musluğa gerekli müdahale yapılıp arızanın giderilmesi gerekiyorsa, sosyal hayatta da sorunlar yaşanmaya başladığında görmezden gelinmemeli ve gerekli tedbirler zamanında alınmalıdır.
Damlayan su misalidir yaşanan bu ufak tefek tartışmalar. Son damlanın bardağı taşırması gibi küçük tartışmalar da kişileri doldurmakta, tahammül eşiğini günden güne düşürmektedir. Her tartışma bardağı biraz daha doldurur, fakat taraflar bunun farkına varamaz. Ne zaman ki bardak taşar; evlilik biter, ayrılık başlar. İşte o zaman iki taraftan birisi bu yıkımı engellemeye çalışır ama gücü yetmez. Nafile... Geç kalınmıştır artık.
Peki, nasıl bu kadar tahammülsüz olduk?
Nasıl oldu da sevdiğimiz insanların en küçük hareketine, bir tek sözüne dahi tahammül edemez hâle geldik?
Eskiden birbirini düğün günü veya düğünden kısa bir süre önce görme/tanıma fırsatı bulan insanların evlilikleri bir ömür boyu sürerken; günümüzde birbirini tanıyarak evlenenlerin evliliği neden çok kısa sürmektedir?
Maalesef günümüzde maddiyat maneviyatın önüne geçmiş durumdadır. Herkes birbirini madde olarak görmekte ve madde ile değerlendirmekte. Evlilikler de bir çeşit şirket ortaklığına dönüşmüş durumdadır. Eşler, maddi kazançları kadar ya da karşı tarafa sağladığı yarar kadar değer görmektedir. Âdeta bir eş değil de şirketin yeni ortağı gibi hareket edilmektedir.
Öyle ki gençlerimiz ve özellikle de aileleri arasında daha düğün kararıyla birlikte bir eşya tartışması başlıyor. Gençlerimiz her şeylerinin tam ve eksiksiz olmasını istiyor, bu yönde ailenin tüm imkânları zorlanıyor.
Oysa evlilikte birlikte sağlanan edinimler daha değerlidir aslında. Evlilik sonrası ortak karar ve emek ile alınan eşyalar yıllar boyu heyecanla kullanılır. Ama günümüzde evlenen çiftler her duyguyu evlenmeden önce yaşadığından evlilik sonrasına bir şey bırakmıyorlar. Ortak heyecanla yaşama renk getirecek pek bir şey kalmıyor evlilik sonrasına.
Hâlbuki evlilik birliktelikle daha güzel. Birlikte sevinme, birlikte üzülme, birlikte emek verme, birlikte katlanma...
Birlikteliğin gerekleri yerine getirilemeyince evlilikler kısa sürede sıkıcı hâle geliyor ve soluğu mahkemede, hâkimin huzurunda alıyor eşler. İki tarafın sermayesi ile kurulan bir şirketin, kârdan zarara dönmesiyle ortakların basit bir kararı sonucu dağılması gibi; kısa bir duruşma sonunda bir mahkeme kararı ile sonlanıveriyor evlilikler. Birlikte yaşanacak, birlikte edinilecek bir şey kalmayınca da kâr edemeyen şirketler gibi kapısına kilit vuruluyor yuvaların.
Bu noktada ebeveynler güçlerinin yettiğince gençlere rehber olmalı, onları hayatı birlikte yaşamaya sevk etmelidir. Zorluklarla birlikte mücadele etmeyi, engelleri birlikte aşmayı yaşayarak öğrenmelerine ortam hazırlamalıdır.
Yuvanın, zaman içerisinde birlikte kurulmasının daha yararlı olacağı, iğneden ipliğe her şeyin baştan hazır edilmesi yerine, temel ihtiyaç malzemesi dışında kalanların temininin ortak karar ve birlikte hareket ile zamana bırakılmasının birlikteliği sağlamlaştıracağı anlatılmalıdır.
Tüm bunları yakın çevremde olup da evlilik hazırlığı yapan gençlerde defaten gözlemledim maalesef.
“Her şey eksiksiz olacak diye hareket ettiğiniz için çok şey kaçırıyorsunuz, farkında değilsiniz. Oysa şimdi eksiklik olarak gördüklerinizi yarın tamamlamaya çalıştıkça mutlu olacaksınız; birlikte yapmanın, hayatı beraber yaşamanın tadına varacaksınız.” dediğimde bana hak veriyorlar ama nafile; aileler öyle şartlanmışlar ki, gençlerin fikrini soran kim!..
Birbirini çok seven iki genç, tarafı olmadıkları tartışmalarla yıpratılıyor göz göre göre. İşte burada iş anne babalara düşüyor. “Benim kızım, benim oğlum.” diye çırpındıkça onlara zarar veriyorlar; farkında değiller.
Evlilik aşamasına gelmiş insanlar artık birer yetişkindir. Dolayısıyla gelecekleri hakkında en çok onların söz sahibi olması gerekir. Yapılacak işlerde nihai kararı onların vermesi gerekir.
Ama öyle mi?
Asla!..
Anne-babaların en büyük hataları, kendi yaşamlarında yapamadıklarını çocuklarının üzerinden hayata geçirme çabalarıdır. Gerçekleşemeyen hayallerini çocukları üzerinde görerek bir şekilde mutlu olmaya çalışmalarıdır.
Bırakalım gençleri, kendi hayatlarını kendi kararları ile istedikleri şekilde kursunlar. Sonra da mutlu, mesut yaşasınlar.
Sağlıklı, mutlu ve huzurlu günler dileklerimle efendim.
#Alpaslan Demir
İstanbul-27.12.2025
#tatil #Alex #Patlama #Mutlu #JusticeForGaza #MertHakanÖzgürlük #YeniYıl #Eren #Filistin #CemYılmaz #GalataKöprüsü #1Ocak #Sağlıklı #Amin #iphone #CBdenAGSyeMüjde
Evet 280 Kişi
Hayır 9 Kişi