İşte metnin Türkiye
Bu varlık, İslam çağlarında ortaya çıkmış ani bir olgu değil; Orta Asya ile Orta Doğu arasında yüzyıllar boyunca süren beşerî, ticari ve askerî etkileşimlerin doğal bir sonucudur. Bu gerçek, eski ve modern dönemlere ait birçok tarihçi ve araştırmacı tarafından ele alınmıştır.
Birinci Bölüm
Kadim Kökler ve Anau Uygarlığı
Türkmen atalarının yurdunda bulunan en eski uygarlık izlerinden biri, Türkmenistan’daki Anau arkeolojik alanıdır. Bu alan, MÖ dördüncü binyıla tarihlenmektedir.
Amerikalı arkeolog Raphael Pumpelly tarafından yürütülen kazılar, tarım yapan, çömlekçilikle uğraşan ve ticari değişim gerçekleştiren yerleşik bir topluluğun varlığını ortaya koymuştur.
Arkeolojik çalışmalar, Orta Asya’nın Yakın Doğu uygarlıklarından kopuk olmadığını; İran ve Mezopotamya’ya uzanan kadim ticaret ağlarıyla bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Orta Asya tarihi üzerine çalışan Vasily Bartold ve René Grousset gibi araştırmacılar, ticaret yolları ve göçlerin Orta Asya bozkırlarını Irak ve İran’daki uygarlık merkezlerine çok erken dönemlerden itibaren bağladığını vurgulamıştır.
İkinci Bölüm
Kadim İmparatorluklar Döneminde Türk Halkları
Türkmen adının bilinen şekliyle ortaya çıkmasından önce, Türk boyları ve Oğuzların ataları şu büyük imparatorlukların sınır bölgelerinde yaşamıştır:
Med İmparatorluğu
Ahameniş İmparatorluğu
Part İmparatorluğu
Sasani İmparatorluğu
Peter B. Golden, An Introduction to the History of the Turkic Peoples adlı eserinde, Türk boylarının Orta Asya ile İran sınırları arasında sürekli hareket hâlinde olduğunu; büyük güçlerle askerî ve ticari ilişkiler kurduğunu ve bazı grupların sınır bölgelerine yerleştiğini belirtir.
Bartold da Türk–İran etkileşiminin yüzyıllar boyunca kesintisiz sürdüğünü; Türk boylarının kimi zaman yönetim sistemlerine dahil olduğunu, kimi zaman ordularda görev aldığını ya da tarım ve ticaret bölgelerine yerleştiğini ifade eder.
Üçüncü Bölüm
Sasani Döneminde Türkmenler
Sasani döneminde (224–651), Türk topluluklarının Irak, Cezire, Azerbaycan ve Doğu Anadolu çevresindeki varlığı artmıştır. Sasani siyaseti, sınır bölgelerinde kabileleri kullanmaya dayanıyordu. Bu durum, kısmen bağımsız yerel beyliklerin ve aşiret liderliklerinin ortaya çıkmasına yol açtı.
Yerel tarih çalışmalarında, Hire çevresine yakın bölgelerde bulunduğu söylenen Banqiya Emirliği gibi Türk kökenli bazı yerel oluşumlardan söz edilir. Ancak bu yapıların ayrıntıları büyük klasik kaynaklarda sınırlı biçimde yer aldığı için, modern araştırmacılar bu bilgileri temkinli bir yaklaşımla ele almaktadır.
Bu konuya değinen çağdaş araştırmacılardan Aziz Kadir es-Samanji, Irak Türkmenlerinin Siyasi Tarihi adlı eserinde, Türkmen varlığının köklerinin İslam öncesi dönemlere uzandığını; ancak asıl güçlenmenin daha sonraki çağlarda gerçekleştiğini belirtir.
Dördüncü Bölüm
İslam Fetihleri ve Türkmenler
yüzyılda Irak ve İran’ın İslam fetihleriyle birlikte bölge yeni bir siyasal ve toplumsal sürece girdi.
Taberî (Tarihü’r-Rusul ve’l-Mülûk) ve Belâzurî (Fütûhu’l-Büldân) gibi klasik kaynaklar fetih sürecini ayrıntılı biçimde anlatır. Bu kaynaklar, bölgede yaşayan halkların çeşitliliğini gösterse de Türk boylarını çoğu zaman isimleriyle detaylandırmaz.
Modern araştırmacılar, fetih öncesinde Irak ve İran’ın sınır bölgelerinde Türk topluluklarının bulunduğunu ve bunların İslam devletiyle zamanla ittifak, entegrasyon veya askerî hizmet yoluyla bütünleştiğini savunmaktadır.
Beşinci Bölüm
Emevî ve Abbâsî Dönemlerinde Türkmenler
Emevî ve özellikle Abbâsî dönemlerinde, 3. hicrî yüzyıldan itibaren Türk unsuru orduda ve yönetimde önemli bir yer edinmiştir.
Bu süreci inceleyen tarihçiler arasında:
Hugh Kennedy (Abbâsî Devleti çalışmaları)
C. E. Bosworth (İslam dünyası tarihi araştırmaları)
yer alır.
Bu gelişme, Irak, Şam ve Cezire’de Türk topluluklarının kalıcı olarak yerleşmesini sağlamış ve sonraki yüzyıllarda büyük Türkmen güçlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
Altıncı Bölüm
Orta Çağda Türkmenler
yüzyıldan itibaren büyük Oğuz göçleri başlamış ve Orta Doğu’da derin etkiler bırakan Türkmen devletleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan bazıları:
Horasan’dan Irak ve Anadolu’ya uzanan Büyük Selçuklu Devleti
Musul ve Halep merkezli Zengîler (Atabegler) Devleti
Irak, Azerbaycan ve Doğu Anadolu’da hüküm süren Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri
Bu dönem, İbnü’l-Esîr (el-Kâmil fi’t-Tarih) ve Reşîdüddin Hemedânî (Câmiʿu’t-Tevârîh) gibi önemli tarihçiler tarafından ayrıntılı biçimde kayda geçirilmiştir.
Yedinci Bölüm
Hilal-i Hasîb’te Türkmen Varlığı
Türkmenlerin Irak, Suriye ve Anadolu boyunca yayılması yalnızca askerî bir hareket değil; tarım, ticaret ve yol güvenliği gibi alanlarda uzun süreli bir yerleşim sürecidir. Zamanla bölgenin sosyal ve kültürel dokusunun ayrılmaz bir parçası hâline gelmişlerdir.
Diyar el-Hürmüzî, çeşitli makalelerinde bu tarihsel sürekliliği vurgulayarak Türkmen varlığının tek bir olayın değil, uzun bir medenî etkileşimin sonucu olduğunu belirtir. Tarihin siyasal araçsallaştırmadan arındırılarak, bilimsel ve adil bir bakışla ele alınması gerektiğini savunur.
Felsefî Değerlendirme
Türkmenlerin Orta Doğu’daki tarihi, bölgenin tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü Orta Doğu, her zaman halkların ve medeniyetlerin buluşma alanı olmuştur.
Kadim ve modern araştırmalar, Orta Asya ile Irak, Şam ve Anadolu arasındaki etkileşimin binlerce yıl boyunca kesintisiz sürdüğünü ortaya koymaktadır. Bu coğrafyada yaşayan tüm halklar, ortak medeniyetin inşasına katkı sunmuştur.
Bu nedenle tarihi adil ve bilimsel bir yaklaşımla okumak, bugünü anlamaya ve fanatik yaklaşımlardan kaçınmaya yardımcı olur. Çünkü halklar partilerden daha köklü, çatışmalardan daha kalıcıdır; tarih ise özünde siyasetin değil, insanın hikâyesidir.
İstersen metni akademik Türkçe, gazete yazısı dili ya da özet–analiz formatında da yeniden düzenleyebilirim.
Evet 289 Kişi
Hayır 9 Kişi