Arabamın olmadığı sıralar…
Nereden estiyse, köyüme gitmeye karar vermiştim. Ev yakınlarında güzel kahvaltı yaparım diye düşünerek evde kahvaltı yapmadım. Bilet almamıştım; garajda bilet aldıktan sonra, otobüs kalkış saatini beklerken yaparım diye ondan da vazgeçtim.
Bu arada karnım iyice acıktı.
Garaja gelip bilet alır almaz, otobüsün on dakika sonra kalkacağını söyleyip hoop beni otobüse attılar.
Nasıl olsa dört saatlik yolda iki mola verirler, az biraz daha sabır oğlum dedim.
İki saat sabır gösterdim; otobüsün mola vermeyeceğini, aslında dört saat sabretmem gerektiğini öğreninceye kadar…
Uşak’a geldiğimizde ufak çantamı yüklendiğim gibi, “İlçeye hareket edecek arabanın saatini öğrenip rahat rahat yemek yiyeyim” düşüncesiyle kalktığı yere doğru hızlı adımlarla ilerlerken, önünden geçtiğim lokantadaki boş masayı — biraz sonra oturup ziyafet çekeceğim yerimi — “aha burası” diyerek gözlerimle rezerve etmeyi de ihmal etmedim.
Tam ilçeye gidecek arabanın durağına gelmiştim. Arabanın içine insanlar doluşmuş, şoför yerinde, eli direksiyonda; biraz önce gözümle yaptığım rezervimi sabote etmek için kiralanmış gibi, sadece “gelse de gitsek” dercesine, “Ne zaman kalkıyor?” soruma:
“Bin, hemen kalkıyoruz.”
Boş olarak saatlerdir yol çekmesi bir yana, konforsuz, rahatsız bir arabada bir saatlik yolculuk yapmak zorunda kalacak mideme acısam da, diğer araba beş saat sonra kalkacak olduğundan bindim tabii!
Geçen bir saatten sonra iner inmez, köyümde ikamet eden, ilçede esnaf olan arkadaşımı arayıp:
“Çantamı bırakacağım, yemek yiyeceğim, çok açım; giderken de beraber gideriz,” diyecek oldum.
Bir araba ani frenle yanımda durdu:
“Hasan abi, hoş geldin! Köye gidiyorum, atla!”
O ana kadar devam eden kısa konuşmam, arabanın içinde güzergâh değiştirerek “gerek kalmadı”yla sonuçlandı.
Arabaya binince de arabayı kullananın günün anlam ve öneminden haberi varmış da gıcıklamasına yapar gibi, “Olur mu böyle Hasan” parçası eşliğinde nihayet köyüme geldim.
Eve kadar bırakayım demesine rağmen, yakın olan yolda yürürken annemin hazırlamış olduğu yemekleri nasıl yiyeceğimin fantazisini kurmak istediğimden gerek duymadım.
Eve geldiğimde de evde kimse yoktu.
Aradım; iki yüz metre aşağıdaymışlar.
Diğer yollar, saatler neyse de; o yolları, o saatleri çektikten sonra işte bu birkaç dakikalık kısa yol çok ama çok uzundu.
Böyle düşünerek yol yaklaşmayacaktı.
Yokuş aşağı olan yolun bir de gelirkenki yokuşunu düşünürken, tam bitmeye yakın gözüm sola kaydı.
Ne zamandır zamanına yetişemediğim için tadını özlediğim, o sarı sarı, “çok tatlıyım, doyurayım” diyerek bana bakan “Yaratanı güzel” işte oradaydı.
Ayağıma yay takılmış gibi havalanarak en güzellerinden seçip;
Bir dut, iki dut, üç-beş derken tadından da olsa gerek doydum.
İşte o gün anladım:
Cebinde karnını fazlasıyla doyuracak kadar paran,
en kral restoranda kredi kartın olsa da;
ağa da paşa da, zengin de fakir de olsan, yırtınsan da;
Nasibin, nasibinin saklandığı yerde, nasibin kadar!
Sağlık, huzur, saygıyla kalın!
#Hasan BARIN
#FBvGÖZ #pazartesi #Başımız #Bissouma #Lavaş #Gueya #ÖzgürÖzel #LGBT #GenelBaşkanımız #Terör #Mekanı #EmeklilerMüsaitGetirinSandığı #YaKademeYaSeçim #birdüşünelim #HalkaDeğilRantaHizmet #AliKoç #$ATS #Gueye #CihanAydın
Evet 287 Kişi
Hayır 9 Kişi