Göç, Kimlik ve Sözlü Kültür Ekseninde Suriye Türkmenleri

Zorunlu Göç Sürecinde Dilsel ve Kültürel Dönüşüm: Suriye Türkmenleri Üzerine Bir İnceleme

 



 

Özet

 GİRİŞ
1. Suriye Türkmenleri: Tarihsel Süreçten Günümüze Genel Bir Değerlendirme
1.1. Göç Olgusunun Kuramsal Çerçevesi
1.2. Zorunlu Göç – Kültür – Dil İlişkisi
1.3. Çalışmanın Amacı, Kapsamı ve Yöntemi
2. SURİYE TÜRKMENLERİNİN TARİHSEL ARKA PLANI
2.1. Suriye Coğrafyasında Türk Varlığının Tarihsel Süreci
2.2. Selçuklu, Eyyubi, Memlük ve Osmanlı Dönemlerinde Türkmenler 
2.3. Modern Dönemde Suriye Türkmenleri (1918–2011)
2.4. 2011 Sonrası Zorunlu Göç ve Yerleşim Alanları
2.5. Fransız manda Dönemi Türkmenlerin Millî Mücadelesi Ve Şapka devrimi
3. ZORUNLU GÖÇ OLGUSUNUN KURAMSAL ÇERÇEVESİ
3.1. Göç Türleri ve Zorunlu Göç Kavramı
3.2. Göçün Kültür ve Dil Üzerindeki Etkileri
3.3. Zorunlu Göçte Uyum, Kimlik ve Kültürel Süreklilik
4. ZORUNLU GÖÇÜN SURİYE TÜRKMEN KÜLTÜRÜNE ETKİLERİ
4.1. Geçiş Dönemleri ve Kültürel Pratiklerde Dönüşüm
4.1.1. Doğumla İlgili Uygulamalar
4.1.2. Evlenme Gelenekleri
4.1.3. Ölüm ve Yas Uygulamaları
4.2. Halk Sporları ve Geleneksel Eğlence Kültürü
4.2.1. Güreş Geleneği
4.2.2. Bayrak, Meydan ve Düğün Ritüelleri
4.3. Halk Botaniği ve Hayvancılıkla İlgili Bilgi Birikimi
4.4. Geleneksel Meslekler ve El Sanatları
4.5. Halk Mutfağı ve Tören Yemekleri
4.6. Çocuk Oyunları ve Kuşaklar Arası Aktarım
5. ZORUNLU GÖÇÜN DİL ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
5.1. Suriye Türkmen Türkçesinin Genel Özellikleri
5.2. Zorunlu Göç ve Dil Kaybı Riski
5.3. Morfolojik Değişimler
5.3.1. Şimdiki Zaman Eklerinin Dönüşümü
5.4. Söz Varlığında Aşınma ve Değişim
5.4.1. Toplumsal Baskı
5.4.2. Prestij Dili Etkisi
5.4.3. Kültürel Bağlamın Kaybı
6. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
 


Suriye Türkmenleri: Tarihsel Süreçten Günümüze Genel Bir Değerlendirme

Suriye Türkmenleri, Orta Asya kökenli Oğuz Türklerinin tarihsel göç hareketleri sonucunda Orta Doğu’ya yerleşen ve yüzyıllar boyunca Suriye coğrafyasında varlıklarını sürdüren Türk topluluklarının devamı niteliğindedir. Bu toplulukların oluşumu, yalnızca tek bir göç dalgasına değil; farklı dönemlerde gerçekleşen askerî, siyasî ve iskân temelli yerleşim süreçlerine dayanmaktadır. Suriye Türkmenlerinin tarihsel varlığı, Büyük Selçuklu döneminden itibaren belirginleşmiş, Eyyûbîler, Memlükler ve özellikle Osmanlı Devleti döneminde kurumsal ve demografik bir süreklilik kazanmıştır.

Türklerin Suriye coğrafyasına ilk yoğun girişleri 11. yüzyılda Selçuklu fetihleriyle başlamış, bu süreçte Oğuz boylarına mensup Türkmen gruplar Halep, Şam, Hama, Humus ve Lazkiye çevresine yerleştirilmiştir. Eyyûbîler döneminde Türkmenler askerî güç olarak önemli roller üstlenmiş; sınır güvenliği, uç bölgelerin korunması ve iç düzenin sağlanmasında etkin olmuşlardır. Memlükler döneminde de Türkmen unsurlar hem askerî hem de kırsal yerleşim politikaları çerçevesinde bölgede varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Osmanlı döneminde ise Suriye Türkmenleri sistemli bir iskân politikasıyla daha geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Osmanlı Devleti, göçebe veya yarı göçebe Türkmen aşiretlerini yerleşik hayata geçirmek, tarımsal üretimi artırmak ve güvenliği sağlamak amacıyla Halep, Rakka, Hama, Humus, Lazkiye ve çevresine yerleştirmiştir. Bu süreçte Türkmenler, hem kırsal hem de kentsel alanlarda sosyal ve ekonomik hayatın önemli unsurlarından biri hâline gelmiştir. Osmanlı idari düzeni içinde Türkmenler, kimliklerini ve dillerini büyük ölçüde koruyabilmiş; sözlü kültür, geleneksel yaşam biçimi ve halk edebiyatı yoluyla kültürel süreklilik sağlamışlardır.

I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesiyle birlikte Suriye, Fransız mandası altına girmiştir. Bu dönem, Türkmenler açısından siyasal temsilin zayıfladığı, kültürel ve dilsel hakların sınırlandığı bir süreç olmuştur. Fransız yönetimi ve ardından kurulan bağımsız Suriye devleti döneminde Türkmenler, resmî olarak ayrı bir etnik topluluk olarak tanınmamış; Araplaştırma politikaları çerçevesinde kültürel görünürlükleri giderek azalmıştır. Eğitim, kamu yönetimi ve resmî alanlarda Arapçanın tek dil olarak benimsenmesi, Türkmen Türkçesinin kamusal kullanımını ciddi ölçüde sınırlandırmıştır.

1946 sonrası modern Suriye döneminde Türkmenler, özellikle kırsal bölgelerde geleneksel yaşam biçimlerini sürdürmeye devam etmişlerdir. Halep’in kuzeyi (Azez, Çobanbey, Mare, Bab), Bayır-Bucak bölgesi, Lazkiye kırsalı, Hama-Humus hattı ve Şam çevresi Türkmen nüfusun yoğun olduğu başlıca yerleşim alanları olmuştur. Bu bölgelerde sözlü kültür, aile içi aktarım ve gündelik pratikler yoluyla Türkmen kimliği korunmuştur. Halk edebiyatı, masallar, atasözleri, türküler, düğün ve yas ritüelleri, geleneksel giyim ve mutfak kültürü kimliğin başlıca taşıyıcıları olmuştur.

Dil açısından bakıldığında, Suriye Türkmenleri Oğuz grubu Türkçesinin güney koluna ait ağızlar konuşmaktadır. Bu ağızlar Türkiye Türkçesiyle büyük ölçüde karşılıklı anlaşılabilir olmakla birlikte, Arapça ile uzun süreli temas sonucu önemli ölçüde söz varlığı, ses ve yapı etkilenmesi yaşamıştır. Özellikle eğitim dili olarak Türkçenin yasaklanması, yazılı geleneğin zayıf kalmasına ve dilin büyük ölçüde sözlü alanda yaşamasına yol açmıştır. Bu durum, kuşaklar arası aktarımı kırılgan hâle getirmiştir.

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı, Türkmen toplumu açısından tarihsel bir kırılma noktası oluşturmuştur. Savaş süreci, Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerin önemli bir kısmını doğrudan etkilemiş; zorunlu göç, yerinden edilme ve dağılma olguları yaygınlaşmıştır. Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelere yönelen göç hareketleri, Türkmen toplumunun demografik, kültürel ve dilsel yapısında derin dönüşümlere yol açmıştır. Bu süreçte aile yapıları parçalanmış, geleneksel yaşam alanları ortadan kalkmış ve kültürel aktarım mekânları zayıflamıştır.

Zorunlu göç sonrası dönemde Suriye Türkmenleri, bir yandan kimliklerini koruma çabası içinde olurken diğer yandan yeni sosyo-kültürel ortamlara uyum sağlama süreci yaşamaktadır. Türkiye’de yaşayan Türkmenler için dilsel yakınlık görece bir avantaj sağlasa da, özellikle genç kuşaklarda standart Türkiye Türkçesine yönelim, yerel ağız özelliklerinin aşınmasına neden olmaktadır. Arapça etkisi azalırken bu kez standartlaşma ve dil içi dönüşüm süreçleri öne çıkmaktadır. Buna karşılık yaşlı kuşaklarda geleneksel ağız özellikleri ve sözlü anlatı biçimleri büyük ölçüde korunmaktadır.

Günümüzde Suriye Türkmenleri, tarihsel kökleri Orta Asya’ya uzanan, Anadolu ve Levant coğrafyasında yüzyıllar boyunca şekillenmiş çok katmanlı bir kültürel mirasın taşıyıcısıdır. Zorunlu göç süreci bu mirası tehdit eden ciddi bir unsur olmakla birlikte, aynı zamanda kimlik bilincini güçlendiren yeni örgütlenme ve farkındalık alanlarının ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır. Akademik çalışmalar, sivil toplum faaliyetleri ve kültürel üretimler aracılığıyla Türkmen kimliğinin belgelenmesi ve aktarılması yönünde artan bir çaba gözlemlenmektedir.

Sonuç olarak Suriye Türkmenleri, tarih boyunca siyasi değişimler, göçler ve dönüşümler içinde varlığını sürdüren; dil, kültür ve kimlik unsurlarını büyük ölçüde sözlü gelenek yoluyla yaşatmış bir topluluktur. Günümüzde karşı karşıya kaldıkları zorunlu göç ve dağılma süreci, bu unsurlar üzerinde hem tehdit hem de yeniden yapılanma potansiyeli barındırmaktadır. Bu nedenle Suriye Türkmenleri üzerine yapılacak disiplinlerarası çalışmalar, yalnızca tarihsel bir topluluğun incelenmesi değil, aynı zamanda göç, kimlik, dil ve kültürel süreklilik tartışmalarına önemli katkılar sunmaktadır.

1.1. Göç Olgusunun Kuramsal Çerçevesi

Göç, en genel tanımıyla bireylerin ya da toplulukların geçici veya kalıcı olarak bir yerleşim alanından başka bir yerleşim alanına yönelmesidir. Göç olgusunun nedenleri ekonomik, sosyal, siyasal, çevresel ya da güvenlik temelli olabilir. Bu bağlamda göç, yalnızca demografik bir hareketlilik değil; aynı zamanda toplumsal yapıların yeniden şekillenmesine yol açan dinamik bir süreçtir.

Kuramsal açıdan göç çalışmaları; sosyoloji, antropoloji, tarih, coğrafya ve dilbilim gibi disiplinlerin kesişim alanında yer almaktadır. Ravenstein’ın göç yasalarından başlayarak modern göç kuramlarına kadar uzanan literatür, göçün bireysel tercihlerden çok yapısal zorunluluklarla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle çatışma temelli zorunlu göçler, bireyin iradesi dışında gerçekleştiği için toplumsal travmaları da beraberinde getirmektedir.

Zorunlu göç, bireyin yaşadığı sosyal çevreden kopmasıyla birlikte alışılmış değerler sisteminin, gündelik pratiklerin ve kültürel kodların çözülmesine neden olur. Bu nedenle zorunlu göç, yalnızca mekânsal bir hareketlilik olarak değil, aynı zamanda kültürel sürekliliği tehdit eden bir kırılma noktası olarak değerlendirilmelidir.

1.2. Zorunlu Göç – Kültür – Dil İlişkisi

Kültür, bir toplumun tarihsel süreç içerisinde ürettiği maddi ve manevi değerlerin bütünüdür. Dil ise bu değerlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan temel araçtır. Bu nedenle dil ve kültür arasında karşılıklı ve ayrılmaz bir ilişki bulunmaktadır. Zorunlu göç süreci, bu ilişkinin işleyişini doğrudan etkilemektedir.

Göçle birlikte bireyler, alışık oldukları kültürel çevreden ayrılarak yeni bir sosyo-kültürel yapının içine dâhil olurlar. Bu yeni ortamda kültürel pratikler ya dönüşüme uğrar ya da işlevini yitirir. Özellikle geleneksel yaşam biçimine dayalı uygulamalar, kentleşme ve modernleşme süreçleriyle birlikte zayıflamaktadır.

Dil açısından bakıldığında ise zorunlu göç, ana dilin kullanım alanlarını daraltmakta ve baskın dil karşısında gerilemesine yol açmaktadır. Eğitim, kamu alanı ve medya gibi mecralarda baskın dilin hâkim olması, azınlık veya göçmen toplulukların dilini kırılgan hâle getirmektedir. Bu durum, kuşaklar arası aktarımın zayıflamasına ve uzun vadede dil kaybına neden olabilmektedir.

1.3. Çalışmanın Amacı, Kapsamı ve Yöntemi

Bu çalışmanın temel amacı, zorunlu göçün Suriye Türkmenlerinin kültürel yapısı ve dil kullanımı üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışma, özellikle göç sonrası süreçte kültürel pratiklerde meydana gelen dönüşümleri ve Suriye Türkmen Türkçesinin maruz kaldığı değişimleri ortaya koymayı hedeflemektedir.

Araştırma, betimleyici ve nitel bir yöntemle ele alınmıştır. Tarihsel kaynaklar, alan yazını, önceki akademik çalışmalar ve kültürel çözümleme yöntemleri temel alınmıştır. Kültürel unsurlar; geçiş dönemleri, halk kültürü, geleneksel meslekler ve dilsel yapılar bağlamında değerlendirilmiştir.

Çalışma, zorunlu göçün kültürel süreklilik üzerindeki etkilerini görünür kılarak, Suriye Türkmenlerinin kültürel mirasının belgelenmesine ve korunmasına katkı sunmayı amaçlamaktadır.

2. SURİYE TÜRKMENLERİNİN TARİHSEL ARKA PLANI

2.1. Suriye Coğrafyasında Türk Varlığının Tarihsel Süreci

Suriye coğrafyasında Türk varlığının kökeni, Orta Asya’dan başlayan Türk göç hareketlerinin Yakın Doğu’ya yöneldiği erken dönemlere kadar uzanmaktadır. Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinin ardından gerçekleşen askerî ve siyasi hareketlilik, Suriye topraklarının Türk yerleşimine açılmasında belirleyici rol oynamıştır. Özellikle Abbâsîler döneminde Türk askerlerin ve yöneticilerin devlet yapısında etkin rol üstlenmesi, bölgede kalıcı Türk varlığının ilk zeminini oluşturmuştur.

yüzyıldan itibaren Büyük Selçuklu Devleti’nin Orta Doğu’ya yönelmesiyle birlikte Oğuz boylarına mensup Türkmen gruplar Suriye coğrafyasına yoğun biçimde yerleşmeye başlamıştır. Bu yerleşim süreci yalnızca askerî fetihlerle sınırlı kalmamış, aynı zamanda iskân politikaları yoluyla kalıcı hâle getirilmiştir. Türkmen toplulukları, sınır bölgelerinin korunması, göç yollarının denetimi ve üretim faaliyetlerinin sürdürülmesi gibi amaçlarla stratejik noktalara yerleştirilmiştir.

Suriye, tarih boyunca Anadolu, Mezopotamya ve Doğu Akdeniz arasında bir geçiş alanı olması nedeniyle farklı etnik ve kültürel unsurların kesişim noktası olmuştur. Bu çok katmanlı yapı içerisinde Türkmenler, hem göçebe hem de yarı yerleşik yaşam tarzlarıyla bölgenin demografik ve kültürel dokusunun önemli bir parçasını oluşturmuştur. Zamanla yerleşik hayata geçen Türkmen toplulukları tarım, hayvancılık ve ticaret faaliyetleriyle bölgesel ekonomiye katkı sağlamışlardır.

Türk varlığı, yalnızca nüfus hareketleriyle sınırlı kalmamış; dil, gelenek, sosyal örgütlenme ve inanç pratikleri yoluyla kültürel süreklilik de kazanmıştır. Bu bağlamda Suriye coğrafyasında oluşan Türkmen kültürü, Anadolu ile güçlü bağlar taşıyan ancak yerel koşullarla şekillenen özgün bir yapıya sahiptir.

2.2. Selçuklu, Eyyubi, Memlük ve Osmanlı Dönemlerinde Türkmenler

Büyük Selçuklu Devleti döneminde Türkmenler, Suriye’nin fethi ve kontrol altına alınmasında önemli roller üstlenmiştir. Selçuklu idaresi altında Türkmen grupları, özellikle uç bölgelerde iskân edilerek hem askerî hem de demografik denge unsuru olarak kullanılmıştır. Bu dönemde Türkmenlerin göçebe ya da yarı göçebe yaşam tarzı, bölgenin savunulmasında avantaj sağlamıştır.

Eyyubi Devleti döneminde Türkmenler askerî sınıf içerisinde etkinliğini sürdürmüş, devletin savunma ve yönetim mekanizmalarında yer almıştır. Selahaddin Eyyubi’nin yönetimi altında Türkmen unsurlar, özellikle ordu teşkilatı içinde önemli görevler üstlenmiştir. Bu süreçte Türkmenler, yerel halkla etkileşim içinde olmakla birlikte kendi dil ve geleneklerini korumaya devam etmiştir.

Memlükler döneminde de Türkmen varlığı devam etmiş, hatta bazı bölgelerde yoğunlaşmıştır. Memlük yönetimi, Türkmenleri sınır güvenliği ve isyanların bastırılması gibi alanlarda kullanmıştır. Bu dönemde Türkmenlerin bir kısmı yarı yerleşik hayata geçmiş, tarım ve hayvancılıkla uğraşmaya başlamıştır. Böylece Türkmen toplulukları bölgenin sosyo-ekonomik yapısına daha kalıcı biçimde entegre olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin 16. yüzyılda Suriye’yi hâkimiyeti altına almasıyla birlikte Türkmenlerin statüsü daha kurumsal bir çerçeveye kavuşmuştur. Osmanlı iskân politikaları doğrultusunda Türkmen aşiretleri belirli bölgelere yerleştirilmiş; konar-göçer yaşamın denetim altına alınması ve vergi düzeninin sağlanması amaçlanmıştır. Bu dönemde Türkmenler, Halep, Rakka, Hama, Humus ve Lazkiye çevresinde yoğun olarak yaşamışlardır.

Osmanlı döneminde Türkmenler hem kırsal hem de kentsel alanlarda varlık göstermiş, tarım, hayvancılık, zanaatkârlık ve askerlik gibi alanlarda aktif rol üstlenmiştir. Aynı zamanda sözlü kültür, halk edebiyatı ve geleneksel yaşam pratikleri bu dönemde güçlü biçimde korunmuştur. Türkmen Türkçesi, gündelik yaşamın temel iletişim aracı olarak varlığını sürdürmüş; sözlü anlatı geleneği kültürel sürekliliğin önemli bir taşıyıcısı olmuştur.

2.3. Modern Dönemde Suriye Türkmenleri (1918–2011)

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sonrasında bölgeden çekilmesiyle birlikte Suriye, önce Fransız Mandası altına girmiş, ardından bağımsız bir devlet olarak siyasal varlığını sürdürmüştür. Bu yeni siyasal yapı içerisinde Türkmenler, uzun süre resmî olarak tanınmayan topluluklar arasında yer almıştır. Anadilde eğitim, kültürel temsil ve örgütlenme gibi alanlarda ciddi sınırlamalarla karşı karşıya kalmışlardır.

Modern Suriye devletinin uluslaşma politikaları çerçevesinde Arap kimliği merkezî bir konuma yerleştirilmiş, bu durum Türkmenlerin kamusal alandaki görünürlüğünü azaltmıştır. Türkmenler, büyük ölçüde kırsal alanlarda yaşamaya devam etmiş; siyasal temsil ve kültürel haklar bakımından sınırlı imkânlara sahip olmuştur. Bu süreçte Türkmen kimliği daha çok aile içi ve yerel çevrelerde korunabilmiştir.

Buna rağmen Türkmenler, gündelik yaşamda Türkçeyi kullanmayı sürdürmüş; düğün, doğum, ölüm gibi geçiş dönemlerinde geleneksel uygulamalarını muhafaza etmiştir. Sözlü kültür ürünleri, masallar, atasözleri ve halk şiiri yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Ancak yazılı kültürün sınırlı olması, dilin kurumsal düzeyde korunmasını zorlaştırmıştır.

yüzyıl boyunca Suriye Türkmenleri ekonomik olarak büyük ölçüde tarım, hayvancılık ve küçük ölçekli ticaretle geçinmiştir. Kırsal yaşamın ağırlıkta olması, geleneksel kültürel yapının korunmasına katkı sağlarken; şehirleşme süreçleriyle birlikte kültürel çözülme eğilimleri de ortaya çıkmıştır.

2.4. 2011 Sonrası Zorunlu Göç ve Yerleşim Alanları

2011 yılında Suriye’de başlayan iç savaş, ülkedeki toplumsal yapıyı köklü biçimde sarsmış ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açmıştır. Türkmenler de bu süreçte güvenlik gerekçeleriyle yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalmıştır. Özellikle çatışmaların yoğunlaştığı Halep, Bayır-Bucak, Humus, Hama ve Rakka çevresindeki Türkmen yerleşimleri ciddi biçimde etkilenmiştir.

Zorunlu göç sürecinde Türkmenlerin büyük bir bölümü Türkiye’ye yönelmiştir. Coğrafi yakınlık, tarihsel bağlar, dil ve kültürel yakınlık bu tercihte belirleyici olmuştur. Türkiye’de başta Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Adana ve İstanbul olmak üzere çeşitli illere yerleşen Türkmenler, yeni bir toplumsal çevre içinde yaşamlarını sürdürmeye başlamıştır.

Göç sonrası yerleşim süreci, Türkmenlerin sosyal yapısında önemli dönüşümler yaratmıştır. Kırsal üretime dayalı yaşam biçimi yerini kent merkezli bir yaşama bırakmış; akrabalık ve mahalle temelli dayanışma ağları zayıflamıştır. Bu durum, kültürel pratiklerin aktarımını doğrudan etkilemiştir.

Zorunlu göç, aynı zamanda Türkmenlerin kimlik algısında da değişimlere yol açmıştır. Bir yandan “soydaş” olarak kabul edilmenin sağladığı görece uyum kolaylığı bulunurken, diğer yandan yeni toplumsal çevrede görünür olma ve kültürel varlığı sürdürme çabası ortaya çıkmıştır. Bu süreç, dil ve kültür alanındaki dönüşümlerin temel zeminini oluşturmuştur.

2.5. Fransız manda Dönemi Türkmenlerin Millî Mücadelesi Ve Şapka devrimi

1. Sınırlar, Manda Düzeni ve Türkmenlerin Tarihsel Kırılma Noktası

Çoğu zaman devlet sınırları, yalnızca coğrafyayı değil, o sınırlar içinde yaşayan toplumların kaderini de belirlemektedir. Özellikle Orta Doğu coğrafyasında, 20. yüzyılın başında dış güçler tarafından çizilen sınırlar, bölge halklarının tarihsel, kültürel ve sosyal bütünlüğünü derinden sarsmıştır. Yaklaşık bir asır önce oluşturulan bu sınırlar, yalnızca siyasi haritaları değil, toplumların aidiyet ilişkilerini ve gündelik yaşam pratiklerini de parçalamıştır. Günümüzde dahi, dış müdahalelerle yeniden şekillenen sınır tartışmalarının bölge insanının hayatını nasıl altüst ettiğine tanıklık edilmektedir.

Türkmenler, yaklaşık bin yıl boyunca Suriye coğrafyasında siyasî, askerî ve idarî bakımdan etkili olmuş; Selçuklu, Eyyûbî ve Osmanlı dönemlerinde bölgenin hâkim unsurlarından biri olarak varlık göstermiştir. Ancak Osmanlı Devleti’nin dağılmasıyla birlikte Türkmenler, sömürge idaresi altında yaşamaya zorlanmış ve bu süreçte ciddi kimlik kırılmalarıyla karşı karşıya kalmıştır.

2. Suriye’de Türkmen Yerleşim Alanları ve Demografik Yapı

Fransız manda dönemine girildiğinde Türkmen nüfusunun Suriye’nin kuzey hattında yoğunlaştığı görülmektedir. Kuzey Suriye’nin en büyük idari merkezi olan Halep vilayetinin on kazasından altısında Türkmen yerleşimi bulunmaktaydı. Bunlar Afrin (Kürt Dağı), Azez, Aynü’l-Arab (Kobani), el-Bab, Cerablus ve Menbiç kazaları ile bunlara bağlı nahiye ve köylerdir. Ayrıca Halep şehir merkezinde Hüllük, Kadıasker, Haydariye, Beyadin, Eşrefiye, Bostanpaşa, Şeyh Fâris ve Şeyh Hıdır mahalleleri Türkmen nüfusun yoğun olduğu yerleşimlerdi.

Lazkiye vilayetinde ise Cimmel (Türkmen Harası) Mahallesi, Aynü’l-Beyda (Bucak), Behlüliye (Karınca), Kastel Muaf, Keseb ve Rebia/Gebelli (Bayır) nahiyeleri Türkmenlerin yaşadığı başlıca alanlardı. Bunun yanında Rakka şehir merkezinin Guraba Mahallesi, Tel Abyad kazası, İdlib şehir merkezi ve Cisrü’ş-Şuğur kazasında da Türkmen nüfus bulunmaktaydı. Buna karşılık Haseke vilayetinde Türkmen varlığı oldukça sınırlıydı.

Bu tablo, Türkmenlerin yalnızca kırsal alanlarda değil, şehir merkezlerinde de yerleşik, sosyal ve siyasal hayata katılan bir topluluk olduğunu göstermektedir.

3. Mondros Sonrası Dönem ve Misak-ı Millî Bağlamı

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından Osmanlı Devleti fiilen bölgeden çekilirken, İngiltere ve Fransa manda sistemini uygulamaya koymak üzere harekete geçti. Misak-ı Millî sınırlarının Halep’in yaklaşık 100 kilometre güneyinden geçtiği, Halep nüfusunun ise büyük ölçüde Türkçe konuşan unsurlardan oluştuğu 3 Kasım 1918 tarihli resmî yazışmalarda da ifade edilmiştir. Bu nedenle Halep’in elde tutulması gerektiği Osmanlı hükûmetine bildirilmiştir.

Buna karşılık İngiltere tarafından Şam’da kral ilan edilen Faysal, hâkimiyet alanını genişletme amacıyla Cerablus ve Nizip’in kendilerine ait olduğunu ileri sürmüş; iki gün içinde boşaltılmadığı takdirde güç kullanılacağı tehdidinde bulunmuştur. Aynı süreçte Faysal’a bağlı güçler Rakka–Tel Abyad hattında Türkmenlerden zorla vergi toplamış, ileri gelenlerden yaklaşık yüz kişiyi Tedmür Hapishanesi’ne göndererek ağır işkencelere maruz bırakmıştır.

4. Halep Merkezli Millî Mücadele ve Türkmenlerin Örgütlenmesi

Mondros sonrasında hem manda güçleri hem de Millî Mücadele yanlıları hızla örgütlenmeye başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa, Mondros’un 16. maddesine rağmen cephe komutanı sıfatıyla Lazkiye–Han Şeyhun hattında temaslarını sürdürmüş; Halep üzerinden Anadolu ile irtibatın kopmamasına özel önem vermiştir.

Halep’te yaşayan Türkmenler, Fransız işgaline karşı direniş amacıyla Kuvâ-yı Milliye teşkilatları kurmuşlardır. Bu teşkilatlar, yalnızca Halep’te değil; Lazkiye, Şam, Hama, Humus, Beyrut, Kuneytra, Trablusşam ve Amman gibi merkezlerde de şubeler açarak geniş bir ağ hâline gelmiştir. Türkmenler, Çerkesler ve Araplardan oluşan bu yapı, Anadolu’daki Millî Mücadele ile doğrudan bağlantı kurmuştur.

Adana’daki 2. Kolordu Komutanlığı tarafından Halep–Hama–Lazkiye–Samandağ–İskenderun–Kırıkhan hattında çeşitli direniş organizasyonları oluşturulmuş; Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri aracılığıyla faaliyetler yürütülmüştür. Bunun yanı sıra Halep Cemiyet-i Esâmiyesi, Necât-ı Vataniye, İstikbal Cemiyeti, Şark-ı Karîb İstihlâs Cemiyeti, Millî İsyan Partisi gibi örgütler de aynı amaç doğrultusunda çalışmıştır.

5. Direnişin Sosyal Tabanı ve Önder Kadrolar

Bu dönemde Türkmenler başta olmak üzere Kürt, Arap ve Çerkes unsurlar da direnişe katılmıştır. Öne çıkan isimler arasında Rıza Bey, Ahmet Nabğalı, Nüveyran Oğuz, Asım Bey, Necip Ağa, Mustafa Ağa Hacı Hüseyin, Bedri Bey, Kel Mehmet Ağa, Cekeli Mecit Ağa, Salih Polat, Kasım Şahbudak; Afrin bölgesinden Hacı Hannan, Şeyh İsmailoğlu, Şeyh Abdi, Ahmet Ruto, Polat Bey; Lazkiye’den Suhta Ağa ve Nevres Ağa yer almaktadır.

Bunlara ek olarak Arap milliyetçilerinden Şeyh Kâmil Kassab, Binbaşı Muhiddin Bey, Said Bey Haydar, Dr. Abdurrahman Şehbender; Faysal hükümetinde görev yapmış Abdülhamid Paşa, Celal Bey, Haşim Bey ve Mustafa Nimet Bey gibi isimler de mücadeleye katılmıştır. Basın alanında ise ed-Difa, Müfîd, eş-Şa‘b ve Hedef gazetelerinin sahipleri aktif rol oynamıştır. Aşiret liderlerinden Şeyh Süleyman (İbn Reşid), Şeyh Fâris (Hadidî), Abdülkerim Paşa (Mevâlî), Müslim Verde ve Mülhem Câsim de direniş hareketlerinde yer almıştır.

Kilis’in Kefergani köyünde Kuvâ-yı Milliye ile Faysal yanlıları arasında sekiz maddelik gizli bir anlaşma dahi imzalanmış; bu anlaşmaya Polat Bey, Molla Recep ve Mehmet İslam ile Cemil Lütfi imza atmıştır.

6. Silahlı Direniş ve Fransızlara Karşı Mücadele

Halep merkezli kuvvetler, El-Bab’a bağlı Telaşir’i lojistik üs olarak kullanmış; Fransızların Antep’e uzanan ikmal hatlarını sabote etmiştir. Akçakoyunlu–Cerablus hattında çatışmalar yaşanmış, Halep–Maraş demiryolu sık sık tahrip edilmiştir. Okçu İzzeddinli Aşireti mensuplarınca bir Fransız treni havaya uçurulmuş, askerler esir alınmıştır. Bu olayın ardından bölgeye gönderilen Fransız birlikleri Hisarköy civarında bozguna uğratılmıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın gizlice Halep’e gönderdiği subaylar vasıtasıyla şehirde Türkçe ve Arapça bildiriler dağıtılmış, halk evlerine Osmanlı bayrakları asarak Anadolu’daki mücadeleye destek vermiştir.

Fransız yönetimi ise Türkmenleri “en güvenilmez unsur” olarak görmüş; tutuklamalar, işkenceler, köy yakmalar ve infazlara başvurmuştur. Çobanbey’e bağlı Vukuf köyünün ağası tutuklanmış, çocukları işkence görmüş; Antakya’nın Karbeyaz ve Com köylerinden bazı kişiler silah kullandıkları gerekçesiyle kurşuna dizilmiştir. Buna rağmen direniş, özellikle İbrahim Hananu’nun ve Lazkiye Dağları’nda Salih el-Ali’nin ayaklanmalarıyla birlikte 1927’ye kadar sürmüştür.

7. Türkmen Liderliği, Kel Muhammed Ağa ve Şapka Devrimi

Bu dönemde Halep Türkmenlerinin liderliğini Bekmişli Oymağı’na mensup Hacı Ali Aşireti’nden Kel Muhammed (Mehmet Ağa) yürütmekteydi. Türkiye ile yakın ilişkileri bulunan Kel Muhammed Ağa, Millî Mücadele’yi desteklemiş ve Ankara ile irtibat hâlinde olmuştur. Kardeşleri Kel Halil Mustafa Paşa ve Kel Alou ile birlikte bölgedeki Türkmen hareketinin öncüsü olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nde 1925 yılında çıkarılan Şapka Kanunu, sembolik yönü güçlü bir modernleşme adımı olarak Suriye Türkmenleri arasında da yankı bulmuştur. Kel Muhammed Ağa, Antep üzerinden temin ettiği şapkaları Halep ve çevresindeki Türkmenlere dağıtmış; kendisi de fötr şapka giyerek bu tutumunu açık biçimde sergilemiştir. Bu davranış, Türkmenlerin Türkiye Cumhuriyeti’ne olan bağlılığının ve inkılaplara duyduğu sempatiyin sembolik bir göstergesi hâline gelmiştir.

Fransız yönetimi bu durumu siyasi bir meydan okuma olarak değerlendirmiş; Kel Muhammed Ağa ve kardeşleri tutuklanmış, cezaevinde zehirlenerek hayatlarını kaybetmişlerdir. Bu olay, Suriye Türkmen Millî Mücadelesi’nin kırılma noktalarından biri olmuştur. Daha sonra Türkmen liderliği, Kel Muhammed’in oğlu Hacı Nahsen Ağa tarafından sürdürülmüştür.

8. 1930’lu Yıllar, Hatay Meselesi ve Türkmenlerin Beklentileri

1930’lu yıllarda Halep Türkmenlerinin nüfusu yaklaşık 40–50 bin civarındaydı. Genel olarak Suriye’deki Türkî unsurların (Türkmen, Kürt, Çerkes) toplam nüfus içindeki oranının %18–19 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de gerçekleştirilen inkılaplar, bu bölgelerde dikkatle takip edilmiş ve benimsenmiştir.

Fransa’nın II. Dünya Savaşı öncesinde zayıflamasıyla birlikte Türkiye, Ankara Antlaşması hükümlerine dayanarak İskenderun Sancağı’nın statüsünü yeniden gündeme getirmiştir. Milletler Cemiyeti kararıyla 1937’de Sancak’a özerklik tanınmış; resmî dil Türkçe olmuş ve Fransa ile Türkiye garantör ilan edilmiştir. Bu gelişme Halep Türkmenlerinde de büyük umut doğurmuştur.

1939’da Hatay’ın Türkiye’ye katılması, Türkmenler açısından tarihî bir başarı olarak görülse de Halep ve diğer Türkmen bölgeleri bu sürecin dışında kalmıştır. 1941’de Halep Kalesi’ne Türk bayrağı çekilmesi, bu umudun sembolik bir tezahürü olmuştur. İngiltere’nin Türkiye’yi savaşa çekmek için Halep’i gündeme getirdiğine dair söylentiler de bölgede yaygınlık kazanmıştır.

9. Bağımsız Suriye Dönemi ve Türkmenlerin Baskı Altına Alınması

Suriye 1946’da bağımsızlığını kazandıktan sonra kısa süreli olarak Türkiye’ye yakın bir siyaset izlemiş, özellikle Hüsnü Zaim döneminde bu yakınlık artmıştır. Ancak onun devrilmesinden sonra Türkiye karşıtı bir çizgi hâkim olmuş; 1960’lardan itibaren Nasırcı ve Baasçı ideoloji etkisini artırmıştır.

Bu dönemde uygulanan sosyalist politikalar, büyük toprak sahiplerini hedef almış ve Türkmenler bundan ağır şekilde etkilenmiştir. Toprak reformlarıyla Türkmenlerin mülkiyetlerine el konulmuş, ekonomik güçleri zayıflatılmıştır. Devlet, Türkmenleri potansiyel tehdit olarak görmüş; asimilasyoncu ve baskıcı politikalar uygulamıştır. Türkçe yayınlar ve Türk filmleri yasaklanmış, Türkmen kimliği resmî düzeyde yok sayılmıştır.

Fransız manda dönemi, Suriye Türkmenleri açısından yalnızca bir sömürge tecrübesi değil; aynı zamanda kimlik, aidiyet ve siyasal varoluş mücadelesinin yoğunlaştığı tarihsel bir eşiktir. Türkmenler, Anadolu’daki Millî Mücadele ile güçlü bağlar kurmuş; insan gücü, lojistik destek ve örgütsel katkılarla bu sürecin aktif parçası olmuşlardır. Şapka Devrimi gibi sembolik reformların benimsenmesi dahi, Türkiye ile kurulan bu bağın derinliğini göstermektedir.

Ancak manda yönetimi, ardından gelen ulus-devlet politikaları ve sosyalist uygulamalar, Türkmenleri sistematik biçimde marjinalleştirmiştir. Buna rağmen Türkmen toplumu, tarihsel hafızasında Millî Mücadele tecrübesini, Türkiye ile kurduğu bağları ve kolektif direniş geleneğini muhafaza etmeyi başarmıştır. Bu miras, günümüzde Suriye Türkmen kimliğinin anlaşılmasında temel referans noktalarından biri olmaya devam etmektedir.


3. ZORUNLU GÖÇ OLGUSUNUN KURAMSAL ÇERÇEVESİ

3.1. Göç Kavramı ve Türleri

Göç, bireylerin ya da toplulukların ekonomik, siyasal, toplumsal veya çevresel nedenlerle yaşadıkları yerleşim alanlarını geçici ya da kalıcı olarak terk ederek başka bir mekâna yerleşmeleri süreci olarak tanımlanmaktadır. Sosyoloji, antropoloji, coğrafya ve siyaset bilimi gibi disiplinlerde göç olgusu çok boyutlu bir toplumsal hareketlilik biçimi olarak ele alınmaktadır. Göç yalnızca mekânsal bir yer değiştirme değil; aynı zamanda sosyal ilişkilerin, kimlik algılarının, kültürel pratiklerin ve ekonomik yapıların yeniden şekillenmesine yol açan kapsamlı bir dönüşüm sürecidir.

Göç olgusu genel olarak gönüllü göç ve zorunlu göç olmak üzere iki ana kategori altında incelenmektedir. Gönüllü göç, bireylerin daha iyi yaşam koşulları, eğitim, istihdam veya ekonomik fırsatlar elde etme amacıyla kendi iradeleriyle gerçekleştirdikleri yer değiştirme hareketlerini ifade eder. Buna karşılık zorunlu göç; savaş, iç çatışma, siyasal baskı, etnik veya mezhepsel ayrımcılık, doğal afetler ve güvenlik tehditleri gibi nedenlerle bireylerin yaşadıkları yerleri istem dışı terk etmeleri sonucunda ortaya çıkar.

Zorunlu göç, bireylerin kontrolü dışında gerçekleştiği için sosyal, psikolojik ve kültürel sonuçları bakımından gönüllü göçten ayrılmaktadır. Bu süreçte göç eden topluluklar, yalnızca mekânsal bir kayıp değil, aynı zamanda aidiyet, bellek ve toplumsal süreklilik açısından da derin kırılmalar yaşamaktadır. Bu nedenle zorunlu göç, çağdaş göç çalışmalarında travma, kimlik dönüşümü ve kültürel yeniden üretim kavramlarıyla birlikte ele alınmaktadır.

3.2. Zorunlu Göçün Toplumsal ve Kültürel Boyutları

Zorunlu göç, toplumsal yapıda çok katmanlı dönüşümlere yol açan bir süreçtir. Göç eden bireyler ve topluluklar, yeni yerleşim alanlarında mevcut sosyal düzenin dışında konumlanmakta ve yeniden toplumsallaşma süreçlerine maruz kalmaktadır. Bu durum, sosyal ağların zayıflaması, geleneksel dayanışma biçimlerinin çözülmesi ve toplumsal rollerin yeniden tanımlanması gibi sonuçlar doğurabilmektedir.

Kültürel açıdan bakıldığında zorunlu göç, hem kültürel kayıplara hem de yeni kültürel üretim biçimlerine zemin hazırlamaktadır. Göç eden topluluklar, geldikleri coğrafyaya özgü dil, gelenek, inanç ve yaşam pratiklerini yeni mekânda sürdürmeye çalışırken, aynı zamanda çoğunluk kültürüyle etkileşim içine girmektedir. Bu etkileşim süreci çoğu zaman kültürel melezleşme, uyum, direnç veya kültürel kapanma gibi farklı biçimlerde ortaya çıkmaktadır.

Zorunlu göçün önemli sonuçlarından biri de kültürel aktarım süreçlerinin kesintiye uğramasıdır. Özellikle sözlü kültüre dayalı toplumlarda kuşaklar arası aktarım, gündelik yaşamın doğal akışı içerisinde gerçekleşmektedir. Göçle birlikte bu aktarım mekânları ortadan kalkmakta; düğünler, törenler, mahalle ilişkileri ve kolektif yaşam alanları işlevini yitirmektedir. Bu durum, kültürel belleğin zayıflamasına ve geleneksel pratiklerin dönüşmesine yol açmaktadır.

Bununla birlikte zorunlu göç her zaman yalnızca bir çözülme süreci değildir. Bazı durumlarda göç, kültürel farkındalığın artmasına ve kimliğin bilinçli biçimde yeniden tanımlanmasına da katkı sağlamaktadır. Göçmen topluluklar, kimliklerini koruma refleksiyle dil, gelenek ve tarih anlatılarına daha fazla önem verebilmekte; dernekleşme, kültürel faaliyetler ve kolektif hafıza çalışmaları yoluyla kültürel sürekliliği yeniden üretmeye çalışmaktadır.

3.3. Kimlik, Aidiyet ve Bellek Bağlamında Zorunlu Göç

Kimlik kavramı, bireyin kendisini nasıl tanımladığı ve başkaları tarafından nasıl algılandığıyla yakından ilişkilidir. Göç süreci, bu tanımlamaların yeniden müzakere edildiği bir toplumsal bağlam yaratır. Zorunlu göç yaşayan bireyler için kimlik, sabit ve değişmez bir yapı olmaktan ziyade, sürekli yeniden kurulan ve bağlama göre şekillenen dinamik bir süreç hâline gelir.

Aidiyet duygusu, belirli bir mekâna, topluluğa veya kültürel çerçeveye bağlılık hissini ifade eder. Zorunlu göç, bu aidiyet bağlarını zayıflatarak bireyleri “arada kalmışlık” durumuna sürükleyebilir. Göç edilen yerde tam anlamıyla kabul görmeme, eski yurda duyulan özlem ve geri dönüş beklentisi, aidiyet duygusunun parçalı bir yapı kazanmasına neden olur. Bu bağlamda göçmen kimliği çoğu zaman çok katmanlı ve çelişkili bir nitelik taşır.

Toplumsal bellek, bir grubun geçmiş deneyimlerini, travmalarını ve ortak anlatılarını kuşaktan kuşağa aktarma biçimini ifade eder. Zorunlu göç deneyimi, toplumsal bellekte merkezi bir yer edinir ve anlatılar, hikâyeler, hatıralar yoluyla yeniden üretilir. Göç anlatıları, yalnızca geçmişi hatırlama işlevi görmez; aynı zamanda grup içi dayanışmayı güçlendiren sembolik bir çerçeve sunar.

Bu bağlamda zorunlu göç, kimlik ve bellek arasındaki ilişkiyi daha görünür hâle getirir. Göçmen topluluklar, geçmişe ait anlatıları bugünün koşulları içinde yeniden yorumlayarak kültürel sürekliliği sağlamaya çalışır. Bu süreçte dil, en önemli taşıyıcı unsurlardan biri olarak öne çıkar. Dil aracılığıyla aktarılan hikâyeler, atasözleri, ağıtlar ve anlatılar, kolektif hafızanın korunmasında temel rol oynar.

3.4. Zorunlu Göç Bağlamında Kültürel Süreklilik ve Dönüşüm

Zorunlu göç olgusu, kültürel süreklilik ile dönüşüm arasındaki gerilimi görünür kılan temel toplumsal süreçlerden biridir. Göç eden topluluklar bir yandan kendi kültürel değerlerini muhafaza etme çabası gösterirken, diğer yandan yeni toplumsal çevrenin normlarıyla etkileşime girmektedir. Bu durum, kültürün durağan değil, değişime açık ve yeniden üretilebilir bir yapı olduğunu ortaya koymaktadır.

Kültürel süreklilik, geleneklerin, inançların, dilin ve sembolik pratiklerin kuşaktan kuşağa aktarılması yoluyla sağlanmaktadır. Ancak zorunlu göç koşullarında bu aktarım çoğu zaman kesintiye uğrar veya biçim değiştirir. Özellikle genç kuşaklar, eğitim ve sosyal çevre aracılığıyla hâkim kültürle daha yoğun temas kurmakta ve bu durum geleneksel kültürel kodların dönüşmesine neden olmaktadır.

Buna karşılık, göçmen topluluklar arasında kültürel canlandırma ve yeniden üretim pratikleri de yaygınlaşmaktadır. Dernekler, hemşehri birlikleri, kültürel etkinlikler ve ritüeller, kolektif kimliğin korunmasında işlevsel araçlar hâline gelmektedir. Bu yapılar, kültürün yalnızca geçmişe ait bir miras değil, aynı zamanda güncel bir toplumsal pratik olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak zorunlu göç, kültürel çözülme ile yeniden yapılanma süreçlerini eş zamanlı olarak barındıran çok katmanlı bir olgudur. Bu bağlamda göç, yalnızca bir kriz durumu değil; kimlik, dil ve kültürün yeniden tanımlandığı dinamik bir toplumsal alan olarak değerlendirilmelidir. Bu kuramsal çerçeve, çalışmanın ilerleyen bölümlerinde Suriye Türkmenlerinin dilsel ve kültürel dönüşümünü analiz etmek için temel bir referans noktası sunmaktadır.

4. ZORUNLU GÖÇ BAĞLAMINDA SURİYE TÜRKMENLERİNDE KÜLTÜR

4.1. Gündelik Yaşam ve Kültürel Pratiklerin Dönüşümü

Kültür, gündelik yaşam içerisinde sürekli yeniden üretilen ve bireylerin toplumsal dünyayla kurdukları ilişkiyi biçimlendiren dinamik bir yapıdır. Suriye Türkmenleri açısından gündelik yaşam, tarihsel olarak kırsal üretim biçimleri, akrabalık ilişkileri, komşuluk dayanışması ve sözlü kültüre dayalı etkileşimler etrafında şekillenmiştir. Ancak 2011 sonrası yaşanan zorunlu göç süreci, bu gündelik düzenin önemli ölçüde dönüşmesine neden olmuştur.

Zorunlu göç öncesinde Türkmen yerleşimleri, toplumsal dayanışmanın güçlü olduğu, yüz yüze ilişkilerin belirleyici rol oynadığı yerleşim birimleri niteliğindeydi. Günlük yaşam pratikleri; tarım, hayvancılık, el emeğine dayalı üretim ve mevsimsel faaliyetler etrafında örgütlenmekteydi. Bu bağlamda gündelik hayat, aynı zamanda kültürel aktarımın doğal zemini işlevini görmekteydi. Masallar, atasözleri, deyimler, halk anlatıları ve gündelik konuşma dili, kuşaktan kuşağa bu sosyal ortam içerisinde aktarılmaktaydı.

Zorunlu göçle birlikte Türkmen topluluklarının önemli bir bölümü şehir merkezlerine, kamp ortamlarına ya da farklı ülkelerdeki dağınık yerleşim alanlarına yönelmiştir. Bu mekânsal kopuş, gündelik yaşamın ritmini köklü biçimde değiştirmiştir. Kırsal yaşamın yerini kent merkezli, parçalanmış ve çoğu zaman güvencesiz bir yaşam biçimi almıştır. Bu yeni bağlamda geleneksel üretim ilişkileri zayıflamış; gündelik hayat, ücretli emek, geçici işler ve yardıma dayalı yaşam stratejileri etrafında şekillenmeye başlamıştır.

Bu dönüşüm, kültürel pratiklerin uygulanabilirliğini de etkilemiştir. Geleneksel gündelik davranış kalıpları, mekânsal sınırlamalar ve sosyoekonomik baskılar nedeniyle daralmış; bazı pratikler sembolik düzeye indirgenmiştir. Buna karşın, kültürel aidiyeti koruma isteği, bireyleri belirli gelenekleri bilinçli biçimde sürdürmeye yöneltmiştir. Böylece gündelik yaşam, hem kaybın hem de kültürel direncin birlikte gözlemlendiği bir alan hâline gelmiştir.

4.2. Geçiş Dönemleri ve Ritüel Yapılar

Geçiş dönemleri, bireyin yaşam döngüsündeki temel eşikleri temsil eden doğum, evlenme ve ölüm gibi evreleri kapsamakta; bu süreçler etrafında şekillenen ritüeller kültürel sürekliliğin en görünür alanlarını oluşturmaktadır. Suriye Türkmen kültüründe bu geçiş dönemleri, toplumsal dayanışmayı güçlendiren, kolektif kimliği pekiştiren ve sembolik anlamlar taşıyan uygulamalarla çevrilidir.

Zorunlu göç süreci, bu ritüellerin hem icra biçimini hem de anlam dünyasını önemli ölçüde etkilemiştir. Göç öncesinde geniş katılımlı ve uzun süreli olarak gerçekleştirilen ritüeller, göç sonrasında daha sınırlı, sade ve çoğu zaman sembolik düzeyde uygulanmaya başlanmıştır.

4.2.1. Doğumla İlgili Uygulamalar

Suriye Türkmen toplumunda doğum, yalnızca biyolojik bir olay değil, aynı zamanda toplumsal sürekliliğin simgesi olarak kabul edilmektedir. Doğum öncesi ve sonrası döneme ilişkin uygulamalar; anne ve bebeğin korunması, nazardan sakınılması ve topluluk tarafından kabul edilmesi gibi işlevlere sahiptir. Lohusalık dönemi, akraba ve komşuların dayanışmasıyla desteklenen bir süreçtir.

Geleneksel olarak doğum sonrasında yapılan ziyaretler, çeşitli ikramlar ve sembolik uygulamalar yoluyla toplumsal bağlar güçlendirilirdi. Ancak zorunlu göç sonrasında bu uygulamalar mekânsal dağınıklık, ekonomik yetersizlikler ve sosyal çevrenin daralması nedeniyle büyük ölçüde sadeleşmiştir. Buna rağmen bazı sembolik davranışlar, özellikle aile içinde yaşatılmaya devam etmektedir. Bu durum, kültürel sürekliliğin mikro düzeyde korunmaya çalışıldığını göstermektedir.

4.2.2. Evlenme Gelenekleri

Evlenme, Türkmen kültüründe yalnızca iki bireyin birlikteliği değil, aynı zamanda iki ailenin ve hatta iki topluluğun birleşmesi anlamına gelmektedir. Geleneksel evlilik süreci; görücülük, söz kesme, nişan, düğün ve düğün sonrası ritüellerden oluşan çok aşamalı bir yapıya sahiptir. Bu süreçte müzik, dans, sözlü anlatılar ve toplu eğlence önemli bir yer tutmaktadır.

Zorunlu göç öncesinde düğünler geniş katılımlı, uzun süreli ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren etkinlikler olarak düzenlenmekteydi. Göç sonrasında ise mekânsal, ekonomik ve hukuki sınırlılıklar nedeniyle bu törenler sadeleşmiş; bazı ritüeller tamamen terk edilmiştir. Bununla birlikte düğünlerde kullanılan dil, müzik ve sembolik davranışlar, kimliğin korunması açısından önemini sürdürmektedir.

Yeni yerleşim alanlarında yapılan düğünler, çoğu zaman kültürel kimliğin görünür kılındığı nadir sosyal alanlardan biri hâline gelmiştir. Bu durum, evlenme ritüellerinin yalnızca geleneksel bir pratik değil, aynı zamanda kültürel temsil aracı olarak işlev gördüğünü göstermektedir.

4.2.3. Ölüm ve Yas Uygulamaları

Ölüm, Suriye Türkmen kültüründe derin sembolik anlamlar taşıyan ve güçlü toplumsal dayanışma pratikleriyle çevrili bir geçiş dönemidir. Yas süreci, yalnızca bireysel bir kaybın değil, toplumsal bir sorumluluğun ifadesi olarak görülmektedir. Cenaze törenleri, taziye ziyaretleri ve yas ritüelleri, topluluk içi dayanışmayı pekiştiren temel unsurlar arasındadır.

Zorunlu göçle birlikte ölüm ve yas pratikleri de önemli dönüşümler geçirmiştir. Mezarlıkların uzağa düşmesi, resmî prosedürler, mekânsal yetersizlikler ve güvenlik sorunları, geleneksel uygulamaların sürdürülmesini zorlaştırmıştır. Buna rağmen taziye ziyaretleri, dua ve toplu anma gibi uygulamalar, yeni koşullara uyarlanarak varlığını sürdürmektedir.

Bu bağlamda yas pratikleri, kültürel sürekliliğin korunmasında sembolik açıdan güçlü alanlardan biri olmaya devam etmektedir. Yas sırasında kullanılan dil, dua biçimleri ve anlatılar, kolektif hafızanın aktarımında önemli bir işlev üstlenmektedir.

4.3. Halk Sporları, Eğlence ve Törensel Alanlar

Halk sporları ve eğlence pratikleri, Suriye Türkmen kültüründe toplumsal birlikteliği ve dayanışmayı güçlendiren önemli unsurlardır. Bu etkinlikler, yalnızca boş zaman faaliyeti değil; aynı zamanda kimliğin görünür kılındığı, değerlerin aktarıldığı sembolik alanlardır.

Özellikle güreş, Türkmen topluluklarında fiziksel güç, cesaret ve onurla ilişkilendirilen bir geleneksel spor olarak öne çıkmaktadır. Güreş müsabakaları, bayramlar, düğünler ve toplu şenlikler sırasında düzenlenir; izleyici katılımı yüksek olurdu. Bu etkinlikler, genç kuşakların toplumsal normları öğrenmesi açısından da eğitici bir işleve sahipti.

Bayrak, meydan ve toplu törenler, kolektif aidiyetin sembolik olarak yeniden üretildiği alanlardır. Göç sonrası süreçte bu tür etkinliklerin sıklığı azalmış olsa da, belirli günlerde düzenlenen kültürel programlar aracılığıyla yaşatılmaya çalışılmaktadır. Bu durum, kültürel pratiklerin yeni bağlamlarda yeniden anlamlandırıldığını göstermektedir.

4.4. Halk Botaniği ve Hayvancılıkla İlgili Bilgi Birikimi

Suriye Türkmen kültüründe halk botaniği ve hayvancılığa ilişkin bilgi, doğayla kurulan ilişkinin somut bir yansımasıdır. Bitkilerin tedavi amaçlı kullanımı, mevsimsel otlatma bilgisi, hayvan bakımı ve beslenmesi gibi uygulamalar, kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel bilgi alanlarını oluşturmaktadır.

Zorunlu göç, bu bilgi birikiminin aktarımını ciddi biçimde sekteye uğratmıştır. Kırsal üretim alanlarından kopuş, doğayla temasın azalması ve şehirleşme, bu tür bilgilerin gündelik yaşamda kullanılmasını zorlaştırmıştır. Buna rağmen bazı aileler, özellikle yaşlı kuşaklar aracılığıyla bu bilgileri sözlü anlatılar yoluyla yaşatmaya çalışmaktadır.

Bu bağlamda halk botaniği ve hayvancılıkla ilgili bilgi, yalnızca pratik bir yaşam alanı değil; aynı zamanda kültürel belleğin önemli bir parçası olarak değerlendirilebilir.

4.5. Geleneksel Meslekler ve El Sanatları

Türkmen toplumunda geleneksel meslekler, hem ekonomik yaşamın hem de kültürel kimliğin temel unsurları arasında yer almaktadır. Dokumacılık, keçecilik, demircilik, marangozluk ve çeşitli el sanatları, tarihsel olarak yaygın meslek alanları olmuştur. Bu meslekler, ustalık-çıraklık ilişkisi yoluyla aktarılmıştır.

Zorunlu göç süreci, bu mesleklerin icra edilebileceği ortamları büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Pazar koşullarının değişmesi, üretim araçlarına erişimin zorlaşması ve kent yaşamının gereklilikleri, geleneksel mesleklerin sürdürülebilirliğini azaltmıştır. Bununla birlikte bazı el sanatları, kültürel etkinlikler ve sergiler aracılığıyla sembolik düzeyde yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Bu durum, geleneksel mesleklerin işlevsel üretim alanından kültürel temsil alanına kaydığını göstermektedir. El sanatları, artık daha çok kimliğin görünür kılındığı kültürel göstergeler hâline gelmiştir.

4.6. Çocuk Oyunları ve Kuşaklar Arası Kültürel Aktarım

Çocuk oyunları, kültürel aktarımın en doğal ve etkili araçlarından biridir. Suriye Türkmen toplumunda oyunlar, yalnızca eğlence aracı değil; dil, değerler ve toplumsal rollerin öğrenildiği sosyal alanlar olarak işlev görmüştür. Oyunlar aracılığıyla çocuklar iş birliği, paylaşım, rekabet ve dayanışma gibi toplumsal normları içselleştirmiştir.

Zorunlu göç sonrasında çocukların oyun alanları ve oyun biçimleri önemli ölçüde değişmiştir. Geleneksel sokak oyunlarının yerini dijital oyunlar ve sınırlı mekânlarda oynanan bireysel etkinlikler almaya başlamıştır. Bu durum, kültürel aktarım süreçlerini zayıflatmaktadır.

Buna karşın bazı aileler ve topluluklar, geleneksel oyunları öğretme konusunda bilinçli çaba göstermektedir. Kültürel etkinliklerde veya toplu buluşmalarda çocuklara bu oyunların tanıtılması, kuşaklar arası aktarımın sürdürülmesi açısından önem taşımaktadır. Böylece çocuk oyunları, kültürel sürekliliğin korunmasında sembolik ama etkili bir araç olmaya devam etmektedir.

5. ZORUNLU GÖÇÜN DİL ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

5.1. Suriye Türkmen Türkçesinin Genel Özellikleri

Suriye Türkmen Türkçesi, Oğuz grubu Türk lehçeleri içerisinde yer alan ve tarihsel olarak Anadolu Türkçesiyle yakın ilişki içinde gelişmiş bir ağızlar bütünüdür. Bu dilsel yapı, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Suriye coğrafyasına yerleşen Türkmen topluluklarının konuşma dili temelinde şekillenmiş; yüzyıllar boyunca Arapça başta olmak üzere farklı dillerle temas hâlinde varlığını sürdürmüştür.

Suriye Türkmen Türkçesi, Türkiye Türkçesiyle yüksek oranda karşılıklı anlaşılabilirlik göstermesine rağmen, ses bilgisi, biçimbilgisi ve söz varlığı bakımından kendine özgü özellikler taşımaktadır. Bu özellikler, tarihsel izolasyon, coğrafi dağınıklık ve çokdilli çevreyle etkileşim sonucunda oluşmuştur. Türkmen Türkçesi, yazı dili niteliği kazanmamış olması nedeniyle büyük ölçüde sözlü iletişim üzerinden aktarılmıştır.

Dilsel yapı açısından Suriye Türkmen Türkçesi, konuşur topluluğun gündelik yaşamına sıkı biçimde bağlıdır. Tarım, hayvancılık, aile ilişkileri ve toplumsal yaşamla ilgili kavramlar, dilin temel söz varlığını oluşturmaktadır. Bu durum, dilin yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kültürel belleğin taşıyıcısı olduğunu göstermektedir.

Zorunlu göç öncesi dönemde Türkmen Türkçesi, aile içi iletişimde, mahalle yaşamında ve toplumsal etkileşim alanlarında yaygın biçimde kullanılmaktaydı. Ancak bu kullanım, resmî alanlarla sınırlı olmayan; sözlü, gündelik ve doğal bir dil pratiğine dayanmaktaydı. Dolayısıyla dilin sürekliliği, toplumsal bağların devamlılığıyla doğrudan ilişkiliydi.

5.2. Zorunlu Göç ve Dil Kaybı Riski

Zorunlu göç, dilin kullanım alanlarını daraltan ve kuşaklar arası aktarımını zayıflatan en önemli etkenlerden biridir. Göç edilen yeni mekânlarda hâkim dilin farklı olması, Türkmen Türkçesinin kamusal görünürlüğünü büyük ölçüde sınırlandırmıştır. Bu durum, özellikle çocuklar ve gençler arasında ana dilin kullanım sıklığını azaltmıştır.

Dil kaybı süreci genellikle ani değil, aşamalı olarak gerçekleşmektedir. İlk aşamada dil, yalnızca aile içi iletişimde kullanılmaya başlanır; kamusal alanlardan çekilir. İkinci aşamada, çocuklar dili pasif olarak anlar ancak aktif biçimde konuşmaz. Son aşamada ise dil, yalnızca yaşlı kuşakların kullandığı bir iletişim aracına dönüşerek yok olma riskiyle karşı karşıya kalır.

Suriye Türkmenleri açısından bu süreç, zorunlu göç sonrası yeni eğitim sistemleri, sosyal çevreler ve ekonomik zorunluluklar nedeniyle hızlanmıştır. Ev dışında kullanılan dillerin prestij kazanması, Türkmen Türkçesinin işlevselliğini azaltmıştır. Bu bağlamda dil kaybı yalnızca bireysel bir tercih değil, yapısal koşulların sonucu olarak değerlendirilmelidir.

Dil kaybı, yalnızca iletişimsel bir eksilme değil; aynı zamanda kültürel bilginin, sözlü edebiyatın ve kolektif hafızanın zayıflaması anlamına gelmektedir. Atasözleri, deyimler, masallar ve geleneksel anlatılar, dili aktif biçimde kullanan kuşaklar aracılığıyla aktarılabildiğinden, dilin gerilemesi bu unsurların da kaybolmasına yol açmaktadır.

5.3. Morfolojik ve Sözdizimsel Dönüşümler

Zorunlu göç süreci, yalnızca dilin kullanım alanını daraltmakla kalmamış, aynı zamanda dilin iç yapısında da çeşitli değişimlere neden olmuştur. Çok dilli ortamlar, dil temasını yoğunlaştırarak morfolojik ve sözdizimsel dönüşümlere zemin hazırlamaktadır. Suriye Türkmen Türkçesi de bu süreçten etkilenmiştir.

Göç sonrası dönemde konuşurların Arapça ve Türkiye Türkçesiyle yoğun temas hâlinde olması, dilsel aktarım ve etkileşim süreçlerini hızlandırmıştır. Bu etkileşim, özellikle fiil çekimleri, ek kullanımı ve cümle yapılarında gözlemlenmektedir. Bazı geleneksel biçimbirimlerin kullanım sıklığı azalırken, baskın dillerden aktarılan yapılar yaygınlaşabilmektedir.

Dilbilimsel açıdan bu durum, temas kaynaklı değişim (language contact–induced change) çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu tür değişimler, dilin doğal evriminin bir parçası olmakla birlikte, yoğun ve tek yönlü baskı altında gerçekleştiğinde dil kaybı sürecini hızlandırabilmektedir.

5.3.1. Şimdiki Zaman Eklerinin Dönüşümü

Suriye Türkmen Türkçesinde fiil çekim sisteminin önemli unsurlarından biri şimdiki zaman ekleridir. Geleneksel kullanımda, Anadolu ağızlarıyla benzerlik gösteren çeşitli varyantların bulunduğu bilinmektedir. Ancak zorunlu göç sonrası dönemde bu yapıların kullanımında belirgin değişimler gözlemlenmektedir.

Türkiye Türkçesinin etkisiyle, bazı yerel şimdiki zaman biçimlerinin yerini standart biçimler almaya başlamıştır. Bu durum, özellikle eğitim dili ve medya aracılığıyla yoğun temas yaşayan genç kuşaklarda daha belirgindir. Geleneksel biçimler ise çoğunlukla yaşlı kuşak tarafından korunmaktadır.

Bu dönüşüm, yalnızca biçimsel bir değişim değil, aynı zamanda kuşaklar arası dil farklılaşmasının da göstergesidir. Dilin standartlaşması, iletişim kolaylığı sağlasa da yerel ağız özelliklerinin silikleşmesine yol açmaktadır. Böylece dilsel çeşitlilik azalmakta ve yerel dil mirası zayıflamaktadır.

5.4. Söz Varlığında Aşınma ve Değişim

Dil kaybının en görünür boyutlarından biri söz varlığında meydana gelen aşınmadır. Suriye Türkmen Türkçesinde özellikle tarım, hayvancılık, gündelik yaşam ve geleneksel üretimle ilgili kelimelerin kullanım sıklığı giderek azalmaktadır. Bu kelimeler, gündelik pratiklerin ortadan kalkmasıyla birlikte işlevini yitirmektedir.

Söz varlığındaki değişim, yalnızca unutma yoluyla değil, aynı zamanda başka dillerden alınan kelimelerin yaygınlaşmasıyla da gerçekleşmektedir. Göç edilen ülkelerde konuşulan dillerin etkisiyle ödünçlemeler artmakta; bu durum dilin yapısal bütünlüğünü etkilemektedir.

5.4.1. Toplumsal Baskı

Toplumsal baskı, bireylerin kendi ana dillerini kullanmaktan kaçınmalarına yol açan önemli bir faktördür. Göçmen topluluklar, çoğu zaman dışlanma veya damgalanma korkusuyla hâkim dili tercih etmektedir. Bu durum, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde güçlü bir etki yaratmaktadır.

Türkmen Türkçesinin düşük prestijli bir dil olarak algılanması, dil kullanımını sınırlayan başlıca etkenlerden biridir. Bu algı, dilin kamusal alanda görünmezleşmesine ve kuşaklar arası aktarımın zayıflamasına neden olmaktadır.

5.4.2. Prestij Dili Etkisi

Prestij dili, eğitim, ekonomi ve sosyal statü ile ilişkilendirilen dil olarak tanımlanır. Göç sonrası bağlamda Türkiye Türkçesi veya bulunduğu ülkenin resmî dili, prestij dili işlevi görmektedir. Bu durum, Türkmen Türkçesinin ikincil konuma itilmesine yol açmaktadır.

Prestij dili etkisi, özellikle aile içinde çocuklara hangi dilde hitap edileceği konusunda belirleyici olmaktadır. Ailelerin çocuklarının toplumsal uyumunu kolaylaştırma amacıyla baskın dili tercih etmeleri, ana dil aktarımını zayıflatmaktadır.

5.4.3. Kültürel Bağlamın Kaybı

Dil, kültürel bağlam içinde anlam kazanan bir sistemdir. Kültürel pratiklerin zayıflaması, dilin kullanım alanlarını daraltmakta ve anlamsal zenginliğini azaltmaktadır. Türkmen Türkçesinde yer alan pek çok deyim, atasözü ve ifade, belirli toplumsal bağlamlara bağlıdır.

Zorunlu göçle birlikte bu bağlamların ortadan kalkması, dilin sembolik gücünü de zayıflatmaktadır. Böylece dil, yalnızca iletişim aracı düzeyine indirgenmekte; kültürel taşıyıcılık işlevini kısmen yitirmektedir. Bu durum, dil kaybının kültürel boyutunu daha görünür hâle getirmektedir.

6. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, zorunlu göç olgusunun Suriye Türkmenlerinin dil ve kültürü üzerindeki etkilerini tarihsel, toplumsal ve kültürel boyutlarıyla ele almayı amaçlamıştır. Çalışmada göç, yalnızca mekânsal bir yer değiştirme süreci olarak değil; kimlik, kültür, dil ve toplumsal yapı üzerinde derin ve çok katmanlı dönüşümlere yol açan bir olgu olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, Suriye Türkmenlerinin yaşadığı zorunlu göç deneyimi, kültürel süreklilik ile dönüşüm arasındaki gerilimin somut biçimde gözlemlenebildiği özgün bir örnek sunmaktadır.

Araştırmada öncelikle Suriye Türkmenlerinin tarihsel arka planı ele alınmış, bu topluluğun yüzyıllar boyunca Suriye coğrafyasında oluşturduğu kültürel ve toplumsal birikim ortaya konulmuştur. Selçuklu, Eyyubi, Memlük ve Osmanlı dönemlerinden itibaren bölgeye yerleşen Türkmenler, tarihsel süreç içerisinde hem yerel toplumlarla etkileşim hâlinde olmuş hem de kendi dilsel ve kültürel kimliklerini büyük ölçüde koruyabilmiştir. Bu tarihsel süreklilik, zorunlu göç öncesinde Türkmen kültürünün canlı, işlevsel ve gündelik yaşamın merkezinde yer alan bir yapı sergilediğini göstermektedir.

Çalışmanın kuramsal bölümünde ele alınan göç, kimlik ve kültürel süreklilik kavramları, Suriye Türkmenlerinin yaşadığı deneyimi anlamlandırmak açısından açıklayıcı bir çerçeve sunmuştur. Zorunlu göçün, birey ve topluluk üzerinde yalnızca fiziksel değil; aynı zamanda psikolojik, sosyal ve kültürel etkiler yarattığı görülmektedir. Bu süreçte kültür, hem kırılgan hem de dirençli bir yapı olarak ortaya çıkmakta; bazı unsurlar hızla çözülürken bazıları yeni koşullara uyarlanarak varlığını sürdürmektedir.

Kültürel açıdan değerlendirildiğinde, gündelik yaşam pratikleri, geçiş dönemleri, halk inançları, gelenekler ve toplumsal ritüellerin zorunlu göçten doğrudan etkilendiği görülmektedir. Özellikle doğum, evlenme ve ölüm gibi geçiş dönemlerine ilişkin uygulamalar, göç öncesine kıyasla daha sade, sınırlı ve sembolik nitelik kazanmıştır. Buna karşın bu ritüeller, topluluk içi dayanışmanın ve kültürel aidiyetin yeniden üretilmesinde hâlâ önemli bir işleve sahiptir. Benzer biçimde halk sporları, eğlence pratikleri, geleneksel meslekler ve çocuk oyunları da işlevsel boyutlarını büyük ölçüde yitirmiş olsa bile, kültürel hafızayı temsil eden simgesel alanlar olarak varlıklarını sürdürmektedir.

Dil alanında yapılan değerlendirme, zorunlu göçün en derin ve kalıcı etkilerinden birinin dil kaybı riski olduğunu ortaya koymaktadır. Suriye Türkmen Türkçesi, tarihsel olarak sözlü aktarım yoluyla yaşatılan bir dil olması nedeniyle, göç sonrası koşullarda kırılgan bir yapıya bürünmüştür. Eğitim dili, kamusal alan dili ve prestij dili karşısında geri planda kalan bu ağız, özellikle genç kuşaklar arasında kullanım alanını hızla yitirmektedir. Bu durum, kuşaklar arası aktarımın zayıflamasına ve dilin pasifleşmesine yol açmaktadır.

Çalışmada ayrıca, zorunlu göçün yalnızca dil kullanım sıklığını değil, dilin iç yapısını da etkilediği ortaya konmuştur. Morfolojik değişimler, şimdiki zaman eklerinde görülen dönüşümler ve söz varlığındaki aşınma, dil temasının ve toplumsal baskının doğrudan sonuçlarıdır. Prestij dili etkisi, Türkmen Türkçesinin kamusal görünürlüğünü azaltmakta; bu da dilin kültürel taşıyıcılık işlevini zayıflatmaktadır. Bu bağlamda dil kaybı, yalnızca iletişimsel bir sorun değil, aynı zamanda kültürel hafızanın çözülmesi anlamına gelmektedir.

Bununla birlikte çalışma, zorunlu göç sürecinin yalnızca çözülme ve kayıp üretmediğini, aynı zamanda kültürel farkındalık ve kimlik bilincini güçlendiren bir yönü de olduğunu göstermektedir. Göç deneyimi, Suriye Türkmenleri arasında kimlik üzerine düşünmeyi, geçmişle bağ kurmayı ve kültürel mirası bilinçli biçimde koruma eğilimini artırmıştır. Dernekler, kültürel etkinlikler, sözlü anlatılar ve aile içi aktarımlar, bu bilincin somut yansımaları olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak bu çalışma, zorunlu göçün Suriye Türkmenlerinin dil ve kültürü üzerindeki etkilerini çok boyutlu bir çerçevede ele alarak, göçün yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değil, aynı zamanda kültürel yeniden yapılanma süreci olduğunu ortaya koymuştur. Dil ve kültür, bu süreçte hem en kırılgan hem de en dirençli alanlar olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle Suriye Türkmenlerine ilişkin yapılacak gelecek araştırmalarda, dilsel belgeleme çalışmalarının artırılması, sözlü kültür ürünlerinin derlenmesi ve kültürel aktarımı destekleyici politikaların geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Böylece hem akademik literatüre katkı sağlanabilecek hem de tehdit altındaki bir kültürel mirasın korunmasına yönelik somut adımlar atılabilecektir.


KAYNAKÇA

*Akalın, Ş. H. (2009). Türkiye Türkçesi Ağızları. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
*Ayntabi, Muhammet Fuad (1993). Haleb fî Miʾet Âmin (1850–1950), Cilt III, Halep.

*Aksan, D. (2009). Her Yönüyle Dil: Ana Çizgileriyle Dilbilim. Ankara: TDK Yayınları.

*Aksan, D. (2015). Anlambilim ve Türk Anlambilimi. Ankara: Bilgi Yayınevi.

*Alakom, R. (2011). Dil, Kimlik ve Azınlıklar. İstanbul: Avesta Yayınları.

*Anderson, B. (2014). Hayali Cemaatler (çev. İ. Savaşır). İstanbul: Metis.

*Aydın, M. (2013). Göç Sosyolojisi. İstanbul: Açılım Kitap.

*Barth, F. (2001). Etnik Gruplar ve Sınırlar (çev. Ş. Tekeli). İstanbul: Bağlam Yayınları.

*Boratav, P. N. (2013). Halkbilimi ve Edebiyat. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

*Boratav, P. N. (2015). 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı. İstanbul: Gerçek Yayınevi.
*Bakır, Abdulhalik – Pekin, Süleyman (2019). “Kuzey Suriye’deki Türkmen Yerleşimlerinin Çağdaş Tarihi ve Stratejik Altyapısı Üzerine Genel Bir Değerlendirme”, Türk Dünyası Araştırmaları, Eylül–Ekim 2019.
*Bey­dili, Muhtar Fatih (t.y.). “Suriye Türkmenlerinin Manda Döneminde Millî Mücadelesi ve Şapka Devrimi”.
Tarihistan.org.
https://www.tarihistan.org/dr-muhtar-fatih-beydili-yazdi-suriye-turkmenlerinin-manda-doneminde-mill-mucadelesi-ve-sapka-devrimi/23329/
*Bey­dili, Muhtar Fatih  (2024).. Suriye ve Anadolu Türkmenlerinin sözlü ve yerel tarihi üzerine çalışmalar Arapça… (Kitabat) elektronik sitesi 
https://kitabat.com/cultural/%D8%AF%D8%B1%D8%A7%D8%B3%D8%A7%D8%AA-%D9%81%D9%8A-%D8%A7%D9%84%D8%AA%D8%A7%D8%B1%D9%8A%D8%AE-%D8%A7%D9%84%D8%B4%D9%81%D9%87%D9%8A-%D9%88%D8%A7%D9%84%D9%85%D8%AD%D9%84%D9%8A-%D9%84%D9%84%D8%AA%D8%B1/

*Birșel, Haktan – Duman, Olcay Ö. (2013). “Fransa’nın Suriye Mandater Yönetimi Müfettişlerinden Pierre Bazantay Gözüyle Yakındoğu’da Bir Milliyetçi Çatışma Alanı: İskenderun Sancağı (1934–1939)”, Turkish Studies, Cilt 8, Sayı 9 (Yaz).

*Bleaney, C. Heather (1993). “The Turkic Peoples of Syria”, içinde: Bainbridge, Margaret (Ed.), Turkic Peoples of the World, London: Routledge.

*Bostancı, Işıl (1998). Halep Türkmenleri (Boy ve Oymaklar), (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ.

*Çağatay, S. (1997). Türk Lehçeleri Üzerine Denemeler. Ankara: TDK Yayınları.

*Çobanoğlu, Ö. (2000). Halkbilimi Kuramları ve Araştırma Yöntemleri Tarihine Giriş. Ankara: Akçağ Yayınları.

*Dağ, A. Emin (t.y.). “Modern Dönem Suriye ve Halep Türkmenleri”, Araştırma Makalesi, s. 58–67.

*Demir, N. – Yılmaz, E. (2012). Türk Dili El Kitabı. Ankara: Grafiker Yayınları.

*Ercilasun, A. B. (2002). Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi. Ankara: Akçağ Yayınları.

*Eriksen, T. H. (2015). Etnisite ve Milliyetçilik (çev. E. Aksoy). Ankara: Avesta.

*Göç İdaresi Başkanlığı. (2023). Türkiye’de Geçici Koruma. Ankara.

*Güvenç, B. (2010). Kültürün ABC’si. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

*İmer, K. (2011). Dilbilim Sözlüğü. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi.

*İnalcık, H. (2009). Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ (1300–1600). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

*Kafesoğlu, İ. (2014). Türk Milli Kültürü. İstanbul: Ötüken Yayınları.

*Karpat, K. (2013). Osmanlı’dan Günümüze Etnik Yapı ve Göçler. İstanbul: Timaş.

*Özdemir, N. (2011). Kültür Bilimi ve Halkbilimi. Ankara: Gelenek Yayınları.

*Sarı, M. (2018). “Göç, Kimlik ve Kültürel Süreklilik”. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, 21(2), 45–68.

*Şahin, H. (2015). Türk Ağız Bilimi. Ankara: Pegem Akademi.

*Yıldırım, D. (1998). Türk Bitiği: İncelemeler. Ankara: Akçağ.
*Erol, M., Bozoğullarından, B. & Özdemir, A. (t.y.). Zorunlu göçün Suriye Türkmenlerinin dil ve kültürlerine etkisi üzerine.

*Appadurai, A. (1996). Modernity at Large: Cultural Dimensions of Globalization. Minneapolis: University of Minnesota Press.

*Baker, C. (2011). Foundations of Bilingual Education and Bilingualism. Clevedon: Multilingual Matters.

*Mustafa, Abdurrahman (2015). Suriye’de Türkmen Gerçeği, ORSAM Bölgesel Gelişmeler Değerlendirmesi, No: 27, Haziran.

*Orhonlu, Cengiz (t.y.). Türk Dünyası El Kitabı, s. 1135.

*ORSAM (2012). Suriye Türkmenleri Raporu, Ankara.

*ORSAM (t.y.). Suriye’de Değişimin Ortaya Çıkardığı Toplum: Suriye Türkmenleri.

*Özbay, İbrahim – Ünalp, F. Rıfat – Keskin, A. (2009). Türk İstiklal Harbi IV. Cilt: Güney Cephesi (İngiliz ve Fransızların Güneydoğu Anadolu’yu İşgali, Millî Mücadele Hareketleri, Muharebeler ve Revandiz Harekâtı), Ankara: Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları.

*Payaslı, Volkan (2012). “Fransız Mandası ve Hatay’ın/Sancağın Türkiye’ye İltihak Sürecine Kadar Olan Dönemde Tevhid-i Tedrisat Kanunu Uygulamaları (1924–1939)”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi (USAD), Cilt 5, Sayı 22, Yaz.

*Saygılı, Hasip (2013). “Resmî Evraka Göre Millî Mücadele’de Türkiye Dışı İslam Topluluklarıyla İlişkiler (1919–1922)”, Türk Yurdu, Yıl 102, Sayı 311, Temmuz.

*Şahin, İlhan (1982). “XVI. Asırda Halep Türkmenleri”, İstanbul Üniversitesi Tarih Enstitüsü Dergisi, Sayı 12, s. 693.

*Tekin, Mehmet (1993). “Suriye’de Türkmen Bölgesi ve Basında Bayır-Bucak Türkleri”, Güneyde Kültür Dergisi, Sayı 53, Temmuz.

*Umar, Ömer Osman (2004). Osmanlı Yönetimi ve Fransız Manda İdaresi Altında Suriye (1908–1938), Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi.

*Umar, Ömer Osman (t.y.). Türkiye–Suriye İlişkileri (1918–1940), s. 197–201.

*Yılmaz, Hadiye (2002). “Suriye’de Fransız Emperyalizmi”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 12, Sayı 1, Elazığ.

*Yılmaz, Hadiye (2014). “Mustafa Kemal Paşa – Emir Faysal Anlaşması ve Millî Mücadele Döneminde Suriye ve Irak”, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Yıl 10, Sayı 20, Güz.

 

 

 

 

#Şehit #sallandık #GünahGecesi #ErdenTimurYalnızDeğildir #GazzeyiUnutma #YaparsaErdoğanYapar #Riboski #GalataKöprüsü #BrugitteBardot #CihalYoksaYokuz #Şalvar #EsasHolding #BilgeKağanŞarbat #SnDevletBahçeli #Somaliland


Göç, Kimlik ve Sözlü Kültür Ekseninde Suriye Türkmenleri

Zorunlu Göç Sürecinde Dilsel ve Kültürel Dönüşüm: Suriye Türkmenleri Üzerine Bir İnceleme

Dr. Muhtar Fatih Beydili

26.12.2025 16:59:00

Traktör Şazi'nin maçları TRT'de yayınlansın mı?


Evet 280 Kişi
% 96,88
Hayır 9 Kişi
% 3,11

FENERBAHÇE YIKILMAZ ÖĞRENEMEDİN Mİ KRUNİC?

Rza Zunuzi - "Etnik hakaretler devam ederse, takımın oynamasına izin vermeyeceğiz"

Fenerbahçe Arsavev, 10'da 10'la Zirveye Göz Kırptı.

Arda Turanlı Shakhtar zirveye koşuyor: Dinamo Kiev’i 3-1 yendi

Fenerbahçeli basketbolcu sözleşmesini tek taraflı feshetti: Kulüp yasal süreci başlattı

Sadettin Saran Üç Yıldıza “Güle Güle” Demeye Hazırlanıyor

A Milliler sahneye çıkıyor: 2026 Dünya Kupası yolunda kritik üç sınavın tarih ve saatleri açıklandı

Türkiye, İsrail’i 10-3 mağlup ederek Avrupa Şampiyonu oldu

Fenerbahçe’de Ederson Şoku! Oynayamazsa 3. Kaleci Tarık Çetin Kaleyi Koruyacak

Muhteşem Başarı: Muhammed Furkan Özbek’ten Dünya Rekoru ile Gelen Dünya Şampiyonluğu!

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 17 13 1 3 27 42
2.FENERBAHÇE A.Ş. 17 11 0 6 25 39
3.TRABZONSPOR A.Ş. 17 10 2 5 13 35
4.GÖZTEPE A.Ş. 17 9 3 5 12 32
5.BEŞİKTAŞ A.Ş. 17 8 4 5 8 29
6.SAMSUNSPOR A.Ş. 17 6 4 7 2 25
7.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 17 6 6 5 9 23
8.KOCAELİSPOR 17 6 6 5 -2 23
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 17 6 6 5 -6 23
10.CORENDON ALANYASPOR 17 4 4 9 1 21
11.GENÇLERBİRLİĞİ 17 5 9 3 -3 18
12.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 17 4 7 6 -4 18
13.TÜMOSAN KONYASPOR 17 4 8 5 -8 17
14.KASIMPAŞA A.Ş. 17 3 8 6 -10 15
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 17 4 10 3 -15 15
16.ZECORNER KAYSERİSPOR 17 2 6 9 -17 15
17.İKAS EYÜPSPOR 17 3 10 4 -14 13
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 17 2 12 3 -18 9

YAZARLAR