İstanbul 1453’te fethedildi. Ancak bu fetih bir günün, bir komutanın ya da bir ordunun ani başarısı değildi.
Hz.Muhammed(SAV)’in müjdesinden sonra asırlar geçti. Devletler kuruldu, yıkıldı; savaşlar yapıldı, barışlar imzalandı; ittifaklar kuruldu.
Dönem geldi Moğollara karşı dengeler gözetildi. Bizans, çağının en güçlü devletlerinden biri olarak uzun süre ayakta kaldı. Nihayetinde tarih, sabırla örülen uzun bir sürecin sonunda yön değiştirdi.
Bu örnekler şunu gösterir:
Büyük hedefler ne basittir ne de kısa sürede gerçekleşir. Devletlerin kaderini belirleyen dönüşümler, çoğu zaman nesiller boyu süren strateji, sabır ve ağır bedeller gerektirir.
Bugün, dünya gündemini meşgul eden ABD ile İran gerilimine bakarken de meseleyi bu tarihî perspektifle değerlendirmek gerekir.
Değerli yazar arkadaşlarımızın ortaya koyduğu ihtimallere, büyük ölçüde katılmakla birlikte, ilave olarak dikkat çekmek istediğim nokta, Uluslararası siyaset, çoğu zaman görünen sert söylemlerden ibaret değildir; Arka planda uzun vadeli hesapların olduğu bilinmelidir.
Amerika Birleşik Devletleri açısından doğrudan ve kapsamlı bir savaş, özellikle coğrafi olarak geniş ve savunma refleksi güçlü bir ülkeye karşı, ciddi maliyetler barındırır. Modern çağda, Askeri güç kadar Ekonomik dayanıklılık, diplomatik zemin ve kamuoyu yönetimi de belirleyicidir.
İran, tarihsel derinliği, nüfusu ve bölgesel bağlantıları itibarıyla hafife alınabilecek bir ülke değildir.
Ancak bu durum onu dokunulmaz kılmaz. Bugüne kadar izlenen tablo, topyekûn bir savaştan ziyade baskı, sınırlama ve dengeleme politikalarının öne çıktığını göstermektedir.
Meselenin bir diğer boyutu İsrail’dir. İran ile İsrail arasındaki gerilim ideolojik ve güvenlik temellidir.
Ancak aylar sürecek geniş çaplı bir savaş yalnızca bu iki ülkeyi değil, bütün bölgeyi ve küresel ekonomiyi sarsar. Enerji fiyatları yükselir, ticaret yolları risk altına girer, istikrarsızlık dalga dalga yayılır. Böylesi bir tablo kimsenin lehine değildir.
Çin açısından, mesele daha çok enerji arz güvenliği ve ticaret dengesi ile ilgilidir. Çin, tamamen zayıflatılmış bir İran da istemez; kontrolsüz biçimde bölgesel savaşa sürüklenen bir İran da istemez. Küresel aktörlerin çoğu için tercih edilen tablo, denge içinde ama ayakta duran bir yapıdır.
Türkiye bakımından ise gelişmeler dikkatle izlenmelidir. Bölgesel gerilimlerin tırmanması en çok bölge ülkelerini etkiler. Türkiye ile İsrail arasında zaman zaman yaşanan diplomatik sertliklerin doğrudan sıcak çatışmaya dönüşmesi rasyonel bir tercih değildir.
Böyle bir senaryo,
Daha çok başta ABD ve Avrupa olmak üzere kendilerini Özgür ve Demokrat olarak niteleyen ülkelere, Ekonomik ve stratejik bakımından ağır sonuçlar doğurur.
Tarih bize sabrı öğretir.
İstanbul’un fethi nasıl ki; Asırlar süren bir sürecin neticesi ise;
Bugün yaşanan küresel gerilimler de bir gün başlayıp, bir günde bitmez.
Büyük güç mücadeleleri çoğu zaman uzun soluklu satranç oyunlarına benzer.
Sonuç olarak;
Bugün görünen tablo topyekûn bir savaştan ziyade kontrollü gerilim ve karşılıklı güç gösterisi niteliğindedir. Elbette ihtimaller tamamen ortadan kalkmış değildir.
Ancak modern dünyada büyük savaşların kazananı olmaz; kaybı daha az olanı kazanmış sayarlar.
Temennimiz,
Bölgemizin yeni bir yıkım sürecine sürüklenmemesi, aklın, diplomasinin ve istikrarın galip gelmesidir.
20 Şubat 2026
ESEN KALINIZ
#KONvGS #GönülDağı #KNYvGS #Ofsayt #Hakem #teknikanaliz #İnanFenerbahçe #BeşiktaşınMaçıVar #SayınCumhurbaşkanım #Mansur #Malcom
Evet 295 Kişi
Hayır 10 Kişi