Yani biyolojinin yerini yavaş yavaş teknolojiye bıraktığı o yeni ve belirsiz dönemin şafağındayız.
Dijital Kusursuzluk ve İnsani "Defolar"
Modern dünya bizden her geçen gün daha fazla "mükemmellik" talep ediyor. Algoritmalar neyi beğeneceğimizi, kiminle bağ kuracağımızı, hatta ne düşüneceğimizi bile şekillendiriyor. Fakat insanı "insan" yapan tam da o hesaplanamaz kusurlarıdır: Mantığa sığmayan kederi, tarifi imkansız neşesi ve hiçbir matematiksel modele sığmayan yaratıcılığı.
Friedrich Nietzsche, insanı "aşılması gereken bir varlık" olarak tanımlamıştı. Ancak bugün anlıyoruz ki bu aşma süreci, deri altına yerleştirilen çiplerle değil, ruhun derinleşmesiyle gerçekleşmelidir. Geleceğin insanı için en büyük sınav, samimiyetini korumak olacaktır. Yapay zekâ her şeyi hesaplayabilir; fakat yağmurdan sonra yükselen o toprak kokusunun bir insanda uyandırdığı o hüzünlü nostalji hissini asla deneyimleyemez.
Bağlantı Var, Temas Yok.
Gelecekte her zamankinden daha fazla "bağlı" olacağız ama asıl soru şu: Daha "yakın" olabilecek miyiz? Dijital dünya mesafeleri kağıt üzerinde yok ediyor ancak bazen ruhlar arasındaki mesafeyi daha da büyütüyor.
Belki de geleceğin insanı; ekranlardan uzaklaşıp yeniden birinin gözlerinin içine bakmanın, dokunmanın ve sessizliğin sihrini keşfeden bir "dijital derviş" olacaktır. Gelecekte bizim için asıl değer verinin hızı değil, sessizliğin içinde bulacağımız içsel huzur olacaktır.
Sonuç: Gelecek Bir Laboratuvar Değil, Bir Tercihtir
"Geleceğin İnsanı" varılacak hazır bir durak değil, bir seçimdir. Ya sadece veri taşıyan biyolojik makinelere dönüşeceğiz ya da teknolojiyi ruhumuzu zenginleştirmek için bir aracı kılacağız.
Gelecek laboratuvarlarda değil; içimizdeki empati ve yaratıcı hayal gücünün ne kadar hayatta kalacağında gizlidir. İnsan olmak; biraz eksik kalmak, biraz aramak ve her şeyden önemlisi sevebilme yetisidir.
Gelecek, yalnızca bu özü koruyabilenlere ait olacaktır.
Yazar: #Abil Hasanov
Evet 291 Kişi
Hayır 10 Kişi