Manevi Egemenlik Üzerine Bir Manifesto
Bağımsız yaşamak, onurlu ve özgür bir maneviyata sahip olanlara özgü bir yoldur. Bu yol seçilmez — bu yol kabul edilir. Çünkü bağımsızlık, rahatlık arayanların değil; hakikat arayanların tercihidir. O, insanın kendi içinde kurduğu manevi egemenliktir. Vicdanı karşısında hesap verebilen, doğru bildiği yolda yalnız kalmaktan korkmayan insan bağımsızdır. Diğerleri ise sadece uyum sağlar.
Tarih boyunca sistemler değişmiş, iktidarlar devrilmiş, sloganlar yenilenmiştir. Ama dalkavuklar değişmemiştir. Onlar her dönemde var olmuş ve her dönemde aynı içgüdüyle hareket etmişlerdir: hayatta kalmak. Onlar için hakikat ilkeyle değil, faydayla ölçülür. Dün bir ideolojiye sadakat yemini eden, bugün bir başkasına secde eder. Çünkü onların merkezinde vicdan değil korku; onur değil çıkar vardır.
Yaratık ile şahsiyet arasındaki fark da buradadır. Şahsiyet değerlerini şartlara göre değiştirmez. Yaratık ise şartların ürünüdür. Şahsiyet için hayat manevi bir sorumluluktur; yaratık içinse biyolojik bir devamlılık. Şahsiyet kaybedebilir ama alçalmaz. Yaratık kazanabilir ama asla yücelmez.
Devlet ve millet için yaşayan insanların yükü her zaman ağır olmuştur. Çünkü onlar zamanın rüzgârına göre eğilmez; aksine o rüzgâra karşı dururlar. Onlar için devlet yalnızca idari bir mekanizma değil — milli onurun siyasal biçimidir. Millet ise sadece bir kalabalık değil; ortak hafıza, ortak acı, ortak sorumluluk ve ortak gelecektir.
Bu yük ağırdır. Çünkü vicdan yükü hafif olmaz. Özgür insanın yükü her zaman ağırdır — o, yalnız kendi kaderine değil, halkının kaderine de karşı sorumludur. Susarak rahat yaşayabilirdi, ama konuşmayı seçer. Uyum sağlayarak güvende kalabilirdi, ama direnmeyi seçer. Çünkü onur, konfordan üstün bir değerdir.
Kölelik her zaman rahatlık vaat eder. İnsana der ki: “Sessiz kal, uyum sağla, yaşa.” Onur ise der ki: “Dik dur, gerekirse yalnız kalsan bile.” Kölelik insanı korur ama ruhunu öldürür. Onur ise bazen insanı yaralar ama ruhunu yaşatır.
Bağımsızlık yalnızca siyasi sınırlarla ölçülmez. Bir halkın gerçek özgürlüğü, vatandaşlarının manevi seviyesiyle belirlenir. Eğer insan iç dünyasında köleyse, özgür bir devletin vatandaşı olsa bile ruhen esirdir. Eğer insan iç dünyasında özgürse, en ağır şartlarda bile şahsiyet olarak kalır.
Onurun yükünü taşımak herkese nasip olmaz. Çünkü bu yük sadece güç değil, karakter ister. Karakter ise ne makamla, ne unvanla, ne de alkışla kazanılır. Karakter, içsel mücadelenin sonucudur. Kendi korkusuna galip gelen, çıkarını hakikat karşısında geri çekebilen insan karakter sahibidir.
Bugün en büyük tehlike açık düşman değildir — manevi aşınmadır. Değerlerin ucuzlaması, ilkelerin satılması, hakikatin pazarlık konusu haline gelmesi. Çünkü milleti zayıflatan tank değil, vicdansızlıktır. Devleti sarsan dış baskı değil, iç çürümedir.
Bu yüzden bağımsız yaşamak sadece siyasi bir duruş değil — manevi bir duruştur. Bu, içsel bir anddır. Kişinin kendine, milletine ve gelecek nesillere verdiği bir and.
Onurun yükünü taşıyamayanlar özgürlük hakkında konuşabilirler, ama onu yaşayamazlar. Özgürlük bir slogan değil — karakterdir. Karakteri olmayanın ne milleti olur ne de kaderi. O, sadece zamanın akışında sürüklenen bir gölgedir.
Biz ise gölge olmak için doğmadık.
Biz, onurun yükünü taşımak için
Evet 295 Kişi
Hayır 10 Kişi