Her mutlakiyet, kendi sonunu bizzat "kusursuz" olduğunu sandığı o denetim mekanizmasının içinde yetiştirir. Portekiz’de Salazar’ın "dondurulmuş" rejimi ile Suriye’de Esad hanedanının "yakılmış toprak" siyaseti arasındaki fark, aslında otoriterizmin iki farklı iflas senaryosudur.
1. "Kurtarıcı"dan "Yük"e: Meşruiyetin Aşınması
Salazar, ülkeyi ekonomik bir iflastan kurtarmak üzere davet edilmiş bir profesör olarak iktidara gelmişti. Vaadi "Düzen"di (Estado Novo). Ancak bu düzen, halkı yarım asır boyunca Fado, Fatima ve Futbol üçlüsüyle uyutmak üzerine kurulmuştu. Salazar rejimi Portekiz’i içeriden dondurarak yönetiyordu.
Buna karşın Beşşar Esad, Suriye’yi bir hanedanın kale-devletine dönüştürdü. Onun meşruiyeti rızaya değil, korkuya ve dış güçlerin jeopolitik çıkarlarına dayanıyordu. Bugün Esad’ın siyasi varlığının bir "adres değişikliği" ile sarsılması, aslında bir dönemin rezalet içinde kapanışıdır. Bu, bir liderin Suriye için değil, Suriye’yi kendisi için yaşattığının en bariz kanıtıdır.
2. İki Çöküşün Anatomisi: Karanfil ve Barut
Portekiz’de 1974 yılında her şey bir günün içinde bitti. Salazar’ın en sadık dayanağı sayılan ordunun orta rütbeli subayları —yani "Kaptanlar"— rejimin onları anlamsız sömürge savaşlarında kurban ettiğini anladılar. Asker namlularına takılan kırmızı karanfiller, otoriterizmin en sivil çöküşlerinden biri olarak tarihe geçti. Çünkü sistemin omurgası, kendi halkının tarafına geçmeyi başardı.
Suriye’de ise sistem "reformla değişmek" yerine, devleti imha etmeyi seçti. Salazar rejimi Portekiz’i "imparatorluk namına" yoksullaştırırken, Esad kendi koltuğu uğruna ülkeyi harabeye çevirdi. Salazar’ın geride bıraktığı Portekiz bütündü; Esad’ın kaderinin belirsizliğe sürüklendiği Suriye ise paramparça bir coğrafyadır.
3. "Nökerlerin" Kıyamı: Diktatörlük Neden Yalnızlaşır?
Soru basittir: Neden düne kadar sistemin nimetlerinden faydalananlar, sonunda onun çöküşünü hızlandırırlar?
Cevap net: Diktatörlük artık güvenlik vaat etmediğinde, elitler için yüke dönüşür. Portekizli subay, vatanı için değil, bir profesörün hülyası için öldüğünü anladı. Modern otokrasilerde ise elitler, kendi varlıklarını korumak için lideri feda edilmesi gereken bir "günah keçisi" olarak gördüklerinde, o meşhur "sığınak" arayışı kaçınılmaz olur.
4. Tarihin Arşiv Tozları: Son Durak Neresi?
Esad’ın siyasi arenadan bu şekilde "ayrılışı", modern diktatörlerin son sığınağının halkın sevgisi değil, dış güçlerin "merhameti" olduğunu bir kez daha gösterdi. Salazar’ın hiçbir zaman kaçacak yeri yoktu çünkü o, Portekiz ile nefes alıyordu. Esad ise tarihin arşivine "mülteci lider" olarak düşmekle, diktatörlüğün bir zafer değil, bir dönemin kapitülasyonu olduğunu kanıtladı. Moskova veya bir başka adres; bu, sadece kullanım süresi bitmiş bir parçanın depoya kaldırılmasıdır.
Sonuç Yerine
Tarih hiçbir şeyi unutmaz, sadece bazen hükmün infazını bir süre geciktirir. Salazar’ın "karanfil kokulu" inkılabı Portekiz’i dünyaya geri kazandırdı. Esad’ın akıbeti ise Suriye’yi devasa bir soru işaretiyle baş başa bıraktı. Ancak bir hakikat değişmez: Hiçbir rejim, kendi elitinin manevi ve mantıki desteğini kaybettikten sonra ayakta kalamaz. Tarih eninde sonunda herkese —reformcuya da, diktatöre de, "mülteciye" de— hak ettiği sıfatı verir.
#hadiseboykot #tffistifa #GFKvTS #Onana #tffmhkistifa #YasalHakkımaDokunma #Muci #Afganistan #BJKvGÖZ #BJKvGOZ #Hedef26 # #MilletimizleNiyetimizBir #YellowLegacy #VergiyiToplayanUnutulmasın #CJNG #TCK158AyrımsızUzlaşma #Fenerin #Allahın #Koreli #Haberscoop #CJNG #Meksika #Beşiktaş
Evet 295 Kişi
Hayır 10 Kişi