ÇAKMA İHRAM
İlk baskısı 1933 yılı olarak tarihlenen Ahmet Hamdi Akseki’nin “İslam Dini” isimli kitabı “İtikat-İbadet-Ahlak” alt başlığı ile yayınlanmıştır.
Amacı geniş halk kitlelerine dini anlatmak olan eser, dini eğitim veren kurumlarda da ders kitabı olarak da okutulmuştur.
Ahlak bölümüne başlı başına bir bölüm ayrılan eserde, inancın sözde kalmaması, davranışa dönüşmesi gerektiği hususuna özel vurgu yapılmaktadır.
İnançtan da beklenen, inanılan değerlerin davranışa dönüşmesi, yaşam biçimi haline gelmesidir. Davranışa dönüşmeyen, yaşama etki etmeyen inancın eksik olduğu değerlendirilir.
Felsefe tarihinde de sıkça tartışılmıştır “ahlak” konusu.
Mesela Alman filozof Kant vazife ahlakını ele almış, konuyu çok farklı noktaya taşımıştır.
Kant’ın önerilerini okuduğunuzda sanki İslam’ın öğretilerinden bahsediyor diye düşünebilirsiniz.
Çünkü Kant, “Herkesin başına bir polis dikemeyiz ama herkesin vicdanı kendi polisi olabilir.” demektedir.
Çünkü vicdan insanı yargılayan en adil mahkemedir.
İnsanı yanlış yapmaktan, hatalı karar vermekten koruyacak yegâne sistem!..
Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde de merhum Nurettin Topçu Ahlak konusunu ele almıştır.
Fransa’da felsefe eğitimi almış, doktorasını Sorbonne Üniversitesinde tamamlamıştır Sayın Topçu.
Başta doktora tezi “İsyan Ahlakı” olmak üzere tüm çalışmaları “ahlak” üzerinedir. Toplumsal ahlakın önemini vurgulamış, inancın ve tüm yaşamın temelini ahlakın oluşturduğunu dile getirmiştir.
Ona göre isyan, rastgele bir başkaldırı değil; insanın sorumluluk bilinciyle haksızlığa, nefsin ve toplumun dayatmalarına karşı durarak daha yüce olana yönelmesidir.
Ahlaktan bahsettiği için ne yazık ki hak ettiği değeri görememiştir.
Fransa’da doktorasını tamamlamış, doçent ünvanını da almış olmasına rağmen ülkemize döndüğünde üniversite kadrosuna atanmamıştır. Uzun yıllar İstanbul Erkek Lisesinde görev yaparak ülke gençliğine bir şeyler vermeye çalışmıştır.
Günümüz toplumunda en büyük sorun “Ahlak” sorunudur ne yazık ki.
Hayatı boyunca “ahlak” için mücadele eden ve 1975 yılında hayata veda eden Nurettin Topçu üstadımız şimdi gelse de toplumumuzun halini görse acaba ne düşünür?
Hep bu soruyu sorarım kendi kendime.
İnsanlarımız, ahlakı çok sığ düşünüyor, en ufak bir çıkarı söz konusu olunca olanı da rafa kaldırıyor maalesef…
Konu, hakkı olmayan bir şeyi elde etmek olunca, bütün yolları mübah görüyor…
Geçenlerde, “Umre”den yeni gelen bir arkadaşa hoş geldin ziyaretine gitmiştim.
Sohbet içerisinde orada günlerinin nasıl geçtiğini, neler yaşadığını, neler hissettiğini sordum.
Şubat tatili olması nedeniyle Türkiye’den çok ilgi olduğunu, Kabe’yi hemen hemen her vakit dolu gördüklerini, kalabalık olmasından dolayı ziyaret hususunda bazı kurallar ve kısıtlamalar bulunduğunu uzun uzun anlattı anlattı arkadaşım.
Tabii ki yaşadığı duygulardan heyecanla, gördüğü birtakım olumsuz davranışlardan da üzülerek bahsetti.
İlk defa o zaman duydum “çakma ihram” kavramını.
Çok şaşırdım…
Kısaca şöyle anlattı arkadaşım:
Malumunuz umreye gidenler “Kabe” etrafında tavaf yaparlar. Bu umrenin şartlarından biridir. Tabii ki umreye giderken “mikat” sınırında ihrama girilir, “Kabe” ihramlı olarak tavaf edilir.
Kabe’nin etrafında tavaf için ayrılan açık alan “metaf” olarak adlandırılır. Burası çok geniş değildir. Etrafındaki kapalı alanlarda da tavaf yapılabilir. Ama insanlar, her an Kabe’ye yakın olmak, Hacerü’l-Esved taşına yaklaşmak için bu açık alanda olmayı arzu ederler.
Arabistan hükumeti, “Kabe”nin etrafındaki açık alana sadece umre tavafı yapacak olan ihramlı ziyaretçilerin girmesine izin veriyormuş.
Umreyi tamamladıktan sonra ihramdan çıkan ve gündelik kıyafeti ile yaşamına devam edenler Mescid-i Haram’ı ziyaret ettiklerinde “Kabe”nin etrafındaki tavaf alanına, yani “metaf”a girmelerine izin verilmiyor, kapalı alanlarda ibaret yapmaları isteniyormuş.
Bu alanı “Umre Tavafı” yapacak olan ihrama girmiş umrecilere hasretmişler.
Bu alana girmek, Kabe’ye, Hacerü’l-Esved’e yaklaşmak isteyenlerin ise “Mikat” sınırına kadar giderek umre için niyet etmeleri, ihrama girmeleri gerekiyormuş.
Kabe’ye en yakın mikat sınırı ise 8 km mesafedeki Ten’im’dir. Mekke’de bulunanlar buraya giderek Ten’im Mescidi’nde İhram’a girerler ve umre için tekrar Mekke’ye dönerler.
Buraya düzenli otobüs seferleri olduğu gibi, düşük bir maliyetle taksi kiralanarak da ulaşılabiliyor.
Şimdi diyeceksiniz ki “çakma ihram” bunun neresinde?
Bazı uyanık vatandaşlarımız, sırf Kabe’ye yakın olmak için mikat sınırına gidip ihrama girmek yerine, otelden çıkarken iç çamaşırlarının üzerine ihramlarını alıyor, kapıda bekleyen görevlileri aldatarak “Umre için gelmiş” gibi görünerek “metaf” alanına giriş yapıyorlarmış.
Arkadaşımın anlattığına göre, gruba rehberlik yapan Hocamız, bunun yapılmasının doğru olmadığını, başkalarının hakkına girmek olduğunu güzel cümlelerle uzun uzun anlatmış.
Gruptan arzu edenlerle, en yakın mikat sınırına (8km) günde iki defa giderek umre yapacaklarını söylemiş.
Buna rağmen gruptan bazıları, o yolculuk zahmetine katlanmaksızın otelde ihramlarını üzerlerine alarak Kabe’ye gitmişler.
Ve döndüklerinde de yaptıkları sanki büyük bir başarıymış gibi gururlanarak grup üyelerine anlatmışlar.
…
Arkadaşımı dinlerken yazımızın ilk bölümünde anlatmaya çalıştığım konular geldi aklıma.
İnsanımız, ibadet için gittiği kutsal topraklarda bile “Ahlak” konusunda başarısız oluyor maalesef.
“Hak” rızası için yaptığı ibadetine “kul” hakkı katıyor.
Bu davranışın ir “ahlak” sorunu olduğunu, başkalarının hakkına girmek olduğunu, yaşamı düzenlemek için konulan bir kurala uymayarak başkalarının hakkına girdiğini hiç düşünmüyor.
Düşündüğü tek şey kendi arzusu, kendi emeli, kendi isteği.
Yapmamız gereken ilk şey “Ahlak”ı genel olarak ele almak, tüm davranışımıza, tüm yaşantımıza aktarmak.
1930’lu yıllardan itibaren bu topluma verilmeye çalışılanı anlamaya gayret etmek.
İnancın da ibadetin de temelinin toplumsal hayatımıza yansıyacak “Ahlak” ilkelerini yaşantımıza uygulamak olduğunun farkına varmak.
Önce ahlak!..
Sağlıklı, mutlu ve huzurlu günler dileklerimizle efendim.
Alpaslan Demir
İstanbul-28.02.2026
alpaslandemi@gmail.com
Evet 295 Kişi
Hayır 11 Kişi