Oysa ki, İslam aleminin en kutlu, en mutlu ve en huzurlu zamanıdır Ramazan günleri.
Kültürümüzde bu ay; birlik, beraberlik ve dayanışma günleri olarak adlandırılır.
Ama gelin görün ki, bir İslam ülkesinin saldırıya uğradığı bu mübarek günlerde saldırgan emperyalist güçlerin en büyük destekçisi yine Müslüman ülkeler.
Ne kadar acı bir durum değil mi?
Çocukluğumuz ve gençliğimiz boyunca “İslam Dünyası”, “İslam Kardeşliği”, “İslam Birliği” … gibi kavramlar ve sloganlarla büyüdük.
Bu kültür ortamında inancımızın bizi kardeş kıldığına, tüm dünya Müslümanları olarak kardeş olduğumuza inanıyorduk.
İslam’ın geldiği beldeye, o beldenin diline ve insanına büyük saygımız vardı.
Arapça harflerle yazılı bir metin, kâğıt, belge görsek Kur’an muamelesi yaparak o derece saygı duyuyorduk.
Çünkü o harfleri, yazıları İslam’ın simgesi, temsilcisi, sembolü olarak görüyor, büyük saygı duyuyorduk.
Hiç unutmam. Henüz ilkokula başlamamış küçük bir çocuğum.
Üzerinde Arapça yazılar bulunan bir kâğıt parçası bulmuştuk arkadaşlarımla oyun oynarken.
Onun Kur’an ayeti olduğunu düşünmüş ve büyük hürmet göstermiştik. Kâğıdı sırasıyla öpüp anlımıza koymuş, göbek hizamızdan yüksekte taşımaya gayret etmiştik. Ne yapacağımıza bir türlü karar verememiş, biriket duvarın üst katmanlarında, o kâğıdı koyabileceğimiz bir oyukluk aramaya başlamıştık.
Tabii ki bu işlemi yaparken kendi aramızda da konuşuyor, elimizdeki kâğıdın Kur’an olduğunu ve Kur’an’a saygı göstermemiz gerektiğini ifade ediyorduk.
Komşu teyze bahçesindeki iplere yıkadığı çamaşırları sererken duymuş konuşmalarımızı. Elindeki işi bitirince yanımıza geldi. Kur’an zannettiğimiz kâğıdı kendisine vermemizi istedi.
Biz de hürmet gösteren bir şekilde uzattık kâğıt parçasını.
Eline alıp inceleyince, “Çocuklar, bu Kur’an falan değil. Sigara kâğıdı ambalajı. Saygı göstermenize gerek yok. Bir şey olmaz. Atın gitsin!” dedi.
Bizler şok olmuştuk. “Arapça harflerle Kur’an’dan başka yazılar yazılamayacağını zannediyorduk çünkü.
O alfabe bize göre kutsaldı. Ve onunla ancak kutsal metinler yazılırdı.
Çocukça aklımızla böyle düşünüyorduk.
Bu hatıramla şunu söylemek istiyorum.
Bu topraklarda yaşayan insanımızın dinarlığı, dine bakış açısı ve dini hassasiyeti/samimiyeti çok yüksek derecede.
Bunu kimse sorgulayamaz.
Ama gelin görün ki, İslam’ın indiği beldelerde yaşayan Arap toplumlarının Anadolu insanı kadar samimi bir bağ geliştiremediği her geçen gün ayan beyan ortaya çıkmaktadır.
Müslüman kardeşi vurulup öldürülürken katile methiyeler diziliyor.
“İslam Kardeşliği” kavramını ilk sorgulamam, Osmanlı’nın en zor döneminde, “Hicaz” bölgesinde, İngilizlerin uşaklığını yaparak isyan bayrağını kaldıran Şerif Hüseyin’in oğlu Kralı Abdullah’ın “Biz Osmanlı’ya Neden İsyan Ettik” isimli anı/hatıra kitabını okumamla oldu.
Çocukluğum ve ilk gençliğim, “Araplar ihanet etti mi, etmedi mi?” tartışmalarının çok yoğun olduğu çevrelerde geçmişti.
İslamcı gelenek, “Arapların ihanet ettiği”ne ilişkin iddiaların gerçekleri yansıtmadığını ve “Arap Din Kardeşlerimiz”in asla Osmanlı’ya ihanet etmediğini anlatıyordu.
Kitabı okuyunca şunu sordum kendi kendime: Adam, “İhanet ettik!” diyor, oturup kitap yazıyor ve pişmanlığını dile getiriyor,
Benim içinde yetiştiğim çevre ise “ihanet etmediklerini” savunuyor.
Bu ne yaman çelişki…
Sonrasında Fahrettin Paşa’nın “Medine Müdafaası”nı okudum.
Mekke’de kalan son Osmanlı askerlerinin gördüğü ihaneti…
Medine’de, Sevgili Peygamberimizin Mescidini korumak için verilen mücadeleler sürecinde yaşananları…
Kutsal beldeleri korumayı en ulvi vazife bilen son Osmanlı askerlerinin ve subaylarının çektikleri çileleri…
Yaşadıkları açlığı…
Gördükleri ihaneti…
Kardeş kardeşi hiç öldürür mü?
Kardeş kardeşi hiç açlığa mahkûm eder mi?
Kardeş kardeşe hiç ihanet eder mi?..
Bunların hepsi oldu, yaşandı, bedelleri ödendi…
Gelelim günümüze…
Aynı Araplar bu sefer de İran halkına, yine başka bir Müslüman kardeşine ihanet ediyor.
Emperyalist ve işgalci devletler olan İsrail ve ABD’nin uşaklığını yaparak onları destekleyici hamlelerde bulunuyor,
Hocaları onları desteklemenin faziletlerini dile getiren fetvalar yayınlıyor.
İran’a saldırmanın dini bir ödev olarak görülmesi gerektiğini dile getiriyor.
Hadi Arapları anlıyoruz.
Dün olduğu gibi bugün de Müslüman “kardeşlerine” ihanet ediyorlar.
Çünkü ihanet onların ruhlarında var.
Ülkemiz Müslümanlarına ne oluyor?
Tarikatlarımız, cemaatlerimiz, derneklerimiz ve vakıflarımız…
Sayıları yüzleri, binleri bulan sivil toplum örgütlerimiz.
Hiçbiri savaşa karşı, İsrail-ABD işgaline karşı bir açıklama yapmıyor.
Mazlumun yanında olmuyor, “Din Kardeşi”ne sahip çıkmıyor.
Bir mezhepçiliktir tutturmuş gidiyorlar.
“Şia” olarak gördükleri İran halkının ölümüne, neredeyse emperyalist haçlı ve Siyonist Yahudi zihniyetine sahip saldırganlardan daha çok seviniyorlar.
Aslında emperyalist ağababalarına uşaklık görevlerini yerine getiriyorlar.
Fakat bunu doğrudan söylemek yerine din/mezhep kılıfı altında gerçek niyetlerini perdelemeye gayret ediyorlar.
Yahudilerin, emperyalist ABD’nin emrine amade olduklarını haykırıyorlar.
Ama bunu öyle tatlı sözler, süslü cümlelerle, din/inanç perdesi arkasına gizleyerek gerçekleştiriyorlar ki, kimse işin gerçeğini görmek istemiyor.
Hal-i pürmelalimiz, böyleyken nasıl olur da hiçbir şey olmamış gibi bayram kutlarız.
Bu bayram bizin için sevinç, mutluluk ve huzur günleri değil maalesef.
Bu bayram, mazlum kardeşlerimize dua etme, gönülden onlarla birlikte olma vaktidir.
Bu bayram, en kıymetli zenginlik olan özgürlüğün kıymetini bir daha anlama, bir araya gelme vaktidir.
Bu bayram, her türlü ayrılığı, gayrılığı bir kenara itme, birbirimizle kenetlenme vaktidir.
Bu bayram, ülkemizin, devletimizin, milletimizin kıymetini bilme vaktidir.
Sağlıklı, mutlu, huzurlu ve barış dolu nice Ramazanlara kavuşmak ümidiyle…
Alpaslan Demir
İstanbul-20.03.2026
alpaslandemi@gmail.com
BAYRAMLAR BAYRAM OLA
Bir Ramazan ayını daha sağlıklı bir şekilde tamamlamanın mutluluğunu yaşıyoruz, diye başlamayı çok isterdim yazıma. Hemen yanı başımızda günlerdir devam eden savaş maalesef mutluluk dolu bir cümle kurmamı engelliyor.
Araştırmacı Yazar-Alpaslan DEMİR
19.03.2026 22:41:00
57
Traktör Şazi'nin maçları TRT'de yayınlansın mı?
Evet 300 Kişi
Hayır 11 Kişi



