Türkiye ve Azerbaycan’da son dönemde yaşanan gelişmeleri dikkatle izleyenler şunu net biçimde görüyor:
İki ülkede de aynı anda, benzer bir kararlılıkla yürüyen süreçler var. Tesadüf mü? Hayır.
Bu, ne önceden planlanmış ortak bir operasyon zinciri ne de dışarıdan dayatılmış bir senaryo. Bu, kader birliğinin, “bir millet iki devlet” anlayışının devlet refleksi hâline gelmiş yansımasıdır.
Her iki ülkede de devlet, kendi bünyesinde bir süredir biriken sorunlarla yüzleşme iradesi ortaya koyuyor. Bürokrasi, siyaset, medya, kültür, spor… Yani toplumu ayakta tutan tüm alanlar. Çünkü çürüme tek bir noktada olmaz; yayılır, sirayet eder, derinleşir. Devletler bunu en iyi bilen yapılardır.
Bugün gördüğümüz şey bir tasfiye hevesi değil, bir onarım zorunluluğudur.
Başka çare kalmadığında devletler, iç temizlik mekanizmalarını devreye sokar. Bu her zaman sancılı olur, gürültülü olur ve elbette rahatsız olanlar çıkar. Ama şunu unutmamak gerekir: Devletler, kendi bağışıklık sistemini güçlendirmeden ayakta kalamaz.
Türkiye ve Azerbaycan’ın yaptığı da tam olarak budur.
Dışarıdan bakıldığında “bağımsız gelişmeler” gibi görünen adımlar, aslında aynı tarihsel hafızanın ürünüdür. Türk devlet geleneği, sadece cephede değil; sabırda, zamanlamada ve stratejik derinlikte de kendini gösterir. Gerektiğinde geri çekilir, gerektiğinde sessiz kalır, gerektiğinde de bir anda sahaya iner.
Bu nedenle bugün yaşananları yalnızca bugünün gündemiyle okumak büyük bir hata olur.
Bu süreçler, yarının daha sert ve daha karmaşık dünyasına hazırlık niteliği taşımaktadır.
Batı dünyasının içine sürüklendiği krizler ortadadır. Avrupa kendi içinde bölünme korkusuyla kapanırken, Amerika iç gerilimlerle meşguldür. Küresel sistem sarsılmakta, dengeler hızla değişmektedir. Böyle bir dönemde ayakta kalmak isteyen devletler, önce kendi iç direncini sağlamlaştırmak zorundadır.
Önümüzdeki yılların kolay geçmeyeceği açıktır. Özellikle 2026’ya doğru ilerlerken, hem bölgemizde hem de dünyada daha sıcak, daha sert ve daha belirsiz bir tabloyla karşılaşmamız kimseyi şaşırtmamalıdır. Devlet aklı da tam olarak bu ihtimallere göre hareket etmektedir.
Şunu net söyleyelim:
Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti, nerede bir tehdit, nerede bir çürüme, nerede bir iç zayıflık görüyorsa oraya odaklanmak zorundadır. Bu bir tercih değil, beka meselesidir.
Tarih, ihanetin bedelinin er ya da geç ödendiğini defalarca göstermiştir. Devlet aklı unutmaz, sadece zamanı bekler. Türk devlet geleneği de bunu çok iyi bilir.
Bugün yaşananlar, işte bu uzun hafızanın yeniden devreye girdiğinin işaretidir.
Ve evet, yol zor.
Ama başka bir yol da yok.
Evet 280 Kişi
Hayır 9 Kişi