Derler ki, Charlie Chaplin ömrünün son demlerinde bir köşeye çekilip şöyle fısıldamış: "Ben bir palyaçoyum ve bu, beni tüm siyasetçilerden daha yüce bir makama koyar." Ne kadar acı, bir o kadar da amansız bir itiraf, değil mi? Ama gelin dürüst olalım; Chaplin’in palyaçosu ile çağımızın o "muktedir soytarıları" arasında sadece bir uçurum yok, koca bir manevi mezarlık var.
Sahnedeki Cellatlar
Chaplin bizi güldürürken, aslında aynayı ruhumuzun çatlaklarına tutuyordu. O tökezleyip düştüğünde, biz kendi acımıza gülüyorduk. Şimdi ise sahne değişti. Bugün dünyayı yönetenler, palyaço maskesini sanat icra etmek için değil, cellat baltasını gizlemek için takıyorlar. Kürsülere çıkıp bağırdıklarında, tuhaf jestler savurup içi boş vaatler verdiklerinde biz bir "şov" izlediğimizi sanıyoruz. Ama hayır azizim, bu bir gösteri değil. Bu, ciddiyetin katlidir. Onlar bizi güldürüyorlar ki, boğazımızdaki ilmiğin daraldığını fark etmeyelim.
Ön Sıranın Lal Seyircileri
Bakıyorum bu kitleye... Hepimiz ön sıradayız. En yakın koltukta oturduğumuz için her şeyi gördüğümüzü sanıyoruz. Aksine! Ön sırada oturanın gözüne sahnenin projektörü vurur; o, hakikati değil, sadece kendisine sunulan parıltıyı görür. Bugün o kadar çok "bilgi sahibiyiz" ki, artık hiçbir şey bilmiyoruz. Soytarı sahnede düşüyor – alkışlıyoruz, soytarı sahnede ağlıyor – yine alkışlıyoruz. Çünkü bize böyle öğretildi: Bu sirkte her şey bir temsildir, ölüm bile.
Palyaçonun İntikamı
Asıl trajedi şu ki; dahi mütefekkirlerin değil, en iyi "şovu" sunan soytarıların elinde dünya bir oyuncağa dönüştü. Siyaset bir sirk arenasına evrildiğinde, halk da ister istemez o arenanın içinde oraya buraya koşturan canlılara benzer. Chaplin bir zamanlar "Düşünmeye cüret edin!" demişti. Lakin bugünkü soytarıların en büyük zaferi, bizi düşünmekten değil, "hissetmekten" mahrum bırakmalarıdır. Artık başkasının acısına, bir sirk numarası izler gibi bakıyoruz.
Peki Çıkış Yolu Nerede?
Bu sirkten kurtulmanın yolu arenadan kaçmak değildir. Zira dışarısı da başka bir temsilin sahnesidir. Kurtuluş; sessizliği geri kazanmaktır. Alkışın gücünü kesin; soytarı alkışla beslenir. Onun en büyük korkusu, sahnede tökezlerken karşısında bulacağı o ağır, buz gibi soğuk sessizliktir. Alkışlamadığımız an, o sadece renkli kıyafetler giymiş çaresiz bir adama dönüşür. Bize lazım olan şey daha fazla "şov" değil, birbirimizin gözünün içine bakınca sirk numarası görmeyen bir samimiyettir. Makineleşmiş cellatların dünyasında insan kalmanın tek yolu; acıya "beğeni" atmamak, o acıyı ruhunla hissetmektir.
Son Perde
Bana öyle geliyor ki, bu temsilin sonunda alkış tufanı kopmayacak. Zira soytarılar maskelerini çıkardıklarında göreceğiz ki, sahnede aslında hiç kimse yokmuş. O koca boşluk bizi boğacak. Ön sıradan kalkıp kaçmak isteyeceğiz ama ayaklarımızın sirk direklerine zincirlendiğini ancak o zaman anlayacağız.
Chaplin haklıydı... Palyaço olmak bir yüceliktir. Ama insanlığı ağlatan değil, onu düştüğü yerden kaldıran bir palyaço olmak. Bizimkiler ise sadece birer sirk müdürü. Ve unutmayın: Sirkte en çok kırbaçlanan hayvanlar, her zaman en çok alkışlananlar olur.
Evet 288 Kişi
Hayır 9 Kişi