Editörün Notu: Bu analiz makalesi, yazarın Almanya’daki gazeteci dostlarının bölgedeki süreçlerle ilgili yönelttiği güncel sorular ve Avrupa analitik merkezlerinde yürütülen tartışmalar ışığında kaleme alınmıştır.
Değerli okurlar, bugün biz sadece bireysel öngörüleri değil, tarihin çarkındaki o acımasız gıcırtıları tartışıyoruz. Almanyalı gazeteci dostlarımla yaptığımız son görüşmelerde de bir nokta kırmızı çizgi gibi öne çıkıyordu: 2026 yılı için çizilen jeopolitik manzara kimsede şüphe uyandırmasın; bu sadece bir varsayım değil, aynı zamanda bir devlet modelinin çöküşüne konulan uluslararası bir teşhistir.
1418 Gün: Tarihin Kanlı Matematiği
Dikkat edin, 2026 yılının Ocak ayı... Savaşın 1418. günü. Bu rakam basit bir kronoloji değildir. Bu, 1941-1945 yılları arasındaki savaşın başladığı günden zafer gününe kadar geçen süredir. Lakin burada büyük bir tarihsel paradoks var: Eğer geçmişte bu 1418 gün Berlin’in düşüşüyle bitmişse, bugünkü 1418 gün sistemin kendi iç "Berlin’ine" —yani manevi ve siyasi bir çıkmaza— toslamasıyla sonuçlanmıştır. Bu rakam artık bir toplum için "soğuk duş" etkisidir: Yolun sonu görünüyor; ama zafer değil, bir uçurum şeklinde.
"Canlı Ceset" ve Hipnozun Sonu
En sarsıcı kıyaslama şudur: Kuzey komşumuz bugün dışarıdan ne kadar monolitik, ne kadar sarsılmaz görünse de, içeriden çoktan çürümüş bir organizmayı andırıyor. Ülke yalnızca "otoriter bir hipnoz" altında ayakta duruyor. Berlinli meslektaşlarımın da merak ettiği temel sorunun cevabı şudur: Sistem liderliği aradan çekildiği anda, o yapay şekilde korunan istikrar bir anda yerle bir olacak. Biz "yarının Rusya’sını" değil, "dünün harabelerini" göreceğiz. Çünkü içeride artık canlı hiçbir siyasi doku kalmamış durumda.
"Dayanaklar" Sarsılıyor: Müttefiklerin Gidişi
Büyük oyunun stratejik dayanaklarına dair manzara daha da sertleşiyor.
Belarus Faktörü: "Yaşlı tilki" olarak bilinen Belarus yönetimi artık felaketi seziyor. Son zamanlarda atılan manevralar gösteriyor ki, onlar artık batan gemide kalan son kişi değil, gemiden ilk atlayan olmak niyetindeler.
Bölgelerdeki Sarsıntı: Federasyonun merkezindeki fiziksel ve siyasi zayıflık artık gizlenemiyor. En sadık klanlar bile tereddüt ediyorsa, sistemin tavanı çoktan çökmeye başlamış demektir.
Ekonomi: Buzdolabının "Manevi" Suskunluğu
Neden fiyatlar keskin şekilde arttığı, enflasyon halkın belini büktüğü halde kitlesel bir itiraz yok? Çünkü bu, sadece açlıktan ölmeme mücadelesi değil, bir "gerçeklikten kaçış" reaksiyonudur. Toplum, buzdolabı boşaldığı için değil; gözünü açtığında göreceği yıkımlardan ve tarihin o ağır sorumluluğundan korktuğu için susuyor. Gerçek, onlar için öldürücü bir radyasyon gibidir. Bu yüzden susup bu "hipnozun" son ana kadar devam etmesini istiyorlar.
Sonuç: "Vahşi Bozkır" Senaryosu
2030’lu yıllara doğru projeksiyonlar demokratik bir bahar vaat etmiyor. Aksine, bölgeyi bir "Vahşi Bozkır" (Dikoye Pole) bekliyor. Nükleer silahlara sahip bir coğrafyada merkezi otoritenin kaybolduğu, özel orduların, yerel klanların ve kaosun hüküm sürdüğü bir dönem. Bu, 90’lı yıllardan kat kat daha ağır bir "ekonomik ve manevi depresyon" demektir.
YAzarın Notu: Dostlar, biz bu manzaraya bakarken bir şeyi anlamalıyız: Büyük imparatorlukların çöküşü her zaman gürültülü ve sarsıcı olur. Almanya’daki gazeteci dostlarımın sorularının temelinde yatan endişe de tam olarak budur. Bize düşen ise bu "tektonik yer değiştirmeler" yaşanırken kendi milli çıkarlarımızı korumak ve kuzeyden esecek o "soğuk rüzgarlara" hazırlıklı olmaktır. Tarihin en karanlık gecesi sabaha en yakın olduğu andır; ama o sabahı görmek için her şeyden önce ayakta kalmak gerekir.
Evet 287 Kişi
Hayır 9 Kişi