17218,55%-0,18
43,75% 0,08
51,62% -0,45
7024,68% 2,45
11636,31% 0,68
İzmir Çöküyor mu? Prof. Dr. Doğan Yaşar’dan Kordon İçin Kritik Uyarı
“İzmir Çöküyor; Sorun dalga değil, zemin çökmesi” diyen TÜBA Üyesi Yaşar, Alsancak ve Kordon’daki su baskınlarının temel nedeninin dolgu alanı ve kentin her yıl milimetrik düzeyde çökmesi olduğunu belirtti. 2026 için daha büyük risklere dikkat çekti.
İZMİR – Son günlerde şiddetli yağış ve lodosun etkisiyle başta Alsancak ve Kordon olmak üzere birçok noktada yolların göle dönmesi, İzmir’de altyapı ve kıyı güvenliği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Deniz suyunun kaldırımları aşarak iş yerleri ve konutların alt katlarına kadar ilerlemesi, gözleri kıyı boyunca yerleştirilen beton bloklara çevirdi. Ancak uzmanlara göre asıl sorun görünenin çok ötesinde.
Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, kamuoyunda tartışma yaratan beton blok uygulamasına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yaşar, yapılan blokların Kordon’a su basmasını engelleme kapasitesinin sınırlı olduğunu belirterek, “Yapılan beton blokların Kordon’a su basmasını durdurmakla alakası yok. İzmir’in kıyı şeridinde temel sorun dalga değil, zeminin çökmesidir. Kent her yıl çöküyor” dedi.
“Dolgu Alan Üzerine Kurulu Kent”
Prof. Dr. Yaşar’a göre İzmir kıyı hattının önemli bir bölümü geçmişte yapılan dolgu çalışmaları üzerine inşa edildi. Özellikle Alsancak ve Kordon hattının zemin yapısının doğal kayalık değil, büyük ölçüde gevşek dolgu malzemeden oluştuğunu vurgulayan Yaşar, bu tür zeminlerin zamanla sıkışma ve oturma eğiliminde olduğunu ifade etti.
Uzman görüşüne göre bu çökme, deniz seviyesindeki küresel artış ve meteorolojik koşullarla birleştiğinde su baskınlarını daha sık ve yıkıcı hale getiriyor. Lodosla birlikte yükselen deniz seviyesi, birkaç santimetrelik zemin kaybıyla dahi kıyı hattında ciddi taşkınlara yol açabiliyor.
“Bloklar Sembolik Önlem”
Kordon boyunca yerleştirilen beton bariyerlerin kamuoyunda “taşkın önleme” amacıyla sunulduğunu hatırlatan Yaşar, bu tür uygulamaların ancak dalga enerjisini kısmen kırabileceğini, ancak zeminin alçalması sorununa çözüm üretmeyeceğini belirtti.
Yaşar, “Kıyıya gelen dalgayı kesebilirsiniz ama şehir aşağı doğru inmeye devam ediyorsa su zaten içeri girer. Asıl mesele zemini güçlendirmek ve kapsamlı kıyı planlaması yapmaktır” ifadelerini kullandı.
2026 Uyarısı: Daha Büyük Risk Kapıda
Prof. Dr. Yaşar, 2026 yılı için daha ağır meteorolojik senaryolara dikkat çekerek, aşırı hava olaylarının sıklığında artış beklendiğini söyledi. İklim değişikliğinin etkisiyle şiddetli yağış, fırtına ve deniz seviyesi yükselmelerinin daha sık görülebileceğini vurgulayan uzman, mevcut altyapının bu yükü taşımakta zorlanabileceği uyarısında bulundu.
“Bugün birkaç sokak su altında kalıyor, yarın daha geniş alanlar etkilenebilir. Eğer zemin çökmesi dikkate alınmazsa, su baskınları kronik hale gelir” değerlendirmesinde bulundu.
Altyapı ve Kentsel Planlama Tartışması
Kentte yaşanan son taşkınlar, altyapı sistemlerinin kapasitesi ve yağmur suyu tahliye hatlarının yeterliliğini de yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlara göre yalnızca yüzeysel önlemler değil, kapsamlı jeolojik etütler, zemin iyileştirme projeleri ve uzun vadeli kıyı koruma planları gerekiyor.
İzmir’de özellikle denize yakın mahallelerde bodrum katların kullanımına ilişkin yeni düzenlemeler yapılması, yağmur suyu ve kanalizasyon hatlarının ayrıştırılması ve kıyı kotlarının yeniden belirlenmesi gibi öneriler öne çıkıyor.
Bilimsel Rapor Çağrısı
Prof. Dr. Yaşar, yerel yönetimlerin ve merkezi idarenin birlikte çalışarak kapsamlı bir bilimsel risk haritası oluşturması gerektiğini belirtti. Kentin hangi bölgelerinde ne kadar çökme yaşandığının düzenli olarak ölçülmesi ve kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini vurguladı.
İzmir’de yaşanan son su baskınları, yalnızca bir meteorolojik olay mı yoksa derinleşen jeolojik bir sorunun habercisi mi? Uzmanların uyarıları, kentin geleceğine ilişkin kritik kararların ertelenmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Kaynak:Yeni Şafak