16735,01%0,09
43,61% 0,07
51,95% -0,03
7054,25% -0,89
11665,04% 0,00
Dün itibarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, Suriye’deki Siyonist İsrail’in taşeronu konumundaki SDG-PYD’ye ve onların arkasındaki İsrail-ABD ikilisine doğrudan, sert ve kararlı bir uyarıda bulunmaları iç ve dış medyada geniş yankı buldu. Artık dış basın da, uzun yıllara dayalı söz düellosunun ardından hazırlıkları tamamlanmış bir askeri operasyonun ayak seslerine alışmış durumda.
Bu son gelişmede ABD, sık sık yaptığı gibi, önceki açıklamalarını daha sonraki beyanlarıyla geçersiz kılan tutarsız bir üsluba yöneldi. ABD Büyükelçisi ve Suriye Yüksek Temsilcisi özellikle Temmuz ayında Erbil’de, Rudaw medya grubuna yaptığı açıklamada, “Suriye’de federasyon veya özerklik söz konusu olamaz” demişti. Bu açıklama oldukça etkili olmuş, akabinde SDG-PYD’nin yöneticileri Şam’a götürülerek Mart ayındaki mutabakata sadık kalacaklarını beyan etmeleri sağlanmıştı.
Olaylar bu minvalde seyrederken, Ağustos ayının son haftasında Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde “Ortadoğu ve Kürt Siyaseti” başlıklı bir konferans düzenlendi. Bu konferansa bölgeden ve dışarıdan birçok isim katıldı. Türkiye’den ise DEM Parti ve CHP’nin üst düzey yetkililerinin de konferansta yer alması dikkat çekti. Katılımcıların bazı konuşmaları medyada yansıtıldı.
Konferans sırasında Rudaw medyası, 30 Ağustos’ta ABD’li yetkili Barrack ile uzun bir röportaj yayımladı. Barrack, Temmuz ayındaki net açıklamalarını bir kenara bırakarak, bu kez “Suriye’de federasyon altında yumuşak bir özerklik olabilir” ifadelerini kullandı. Bu söylem Türkiye açısından şaşkınlık yarattı. Ancak medyamızda bu röportaj yalnızca birkaç paragrafla özetlenerek verildi; oysa oldukça uzun ve kapsamlı bir söyleşiydi. Keşke tamamı yayımlansaydı.
ABD’nin, Türkiye’nin tepkisini öngörmesine rağmen neden böyle bir yola girdiği sorusu önem kazandı. Benim yorumuma göre, ABD’nin Güney Kafkasya’daki konumlanma stratejisi, Türkiye’nin bölgedeki dinamikleriyle çatışıyor. Türkiye’yi taşeron konumuna sürükleyecek bir anlayışla hareket edilmesi ise, devletin rahatsızlığının ötesinde, son dönemde iyi giden ilişkilerde ciddi bir kırılmaya yol açtı. Türkiye de devlet ciddiyetinin gereği olarak, yaygara yapmadan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev üzerinden, Rusya-İran ve Çin’in çıkarlarıyla da örtüşen alternatif Aras Koridoru projesini gündeme taşıdı. Bu hamleyi daha önce bir yorumumda aktarmıştım.
Bir diğer etken olarak, ABD Batı Balkanlar’dan çekilmeye başladı. Bu coğrafyada Türkiye’nin yıllara dayalı stratejik yapılanmasının ABD’nin çekilmesiyle nasıl bir zafiyete uğrayacağı ve yerine kimlerin ikame edileceği hâlâ belirsizliğini koruyor.
Öte yandan İsrail’in, ABD’nin örtülü onayı olmadan Gazze’ye kara işgaline girişmesi zordu. Bu gelişmeye karşılık Türkiye, İslam âlimlerini İstanbul’da bir zirvede topladı. Zirvenin sonuç bildirgesinde, “Arap devletleri İsrail’e karşı toplumlarını harekete geçirmeli” ifadeleri yer aldı. Bu çağrının İsrail’de korku, ABD’de ise endişe yaratmaması mümkün mü?
Tüm bu gelişmelerin hararetinin arttığı bir anda, Putin Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinden davet alarak onur konuğu sıfatıyla Çin’e gitti. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Putin’i çok üst düzeyde karşılaması, ABD’nin tüylerini diken diken etmiştir.
Sonuç olarak; ABD artık küresel stratejik hedeflerini hayata geçirme yolunda, bölgesinde tartışmasız bir güç merkezi olan ve küresel masalarda daimi bir yer edinen Türkiye’ye “taşeron” muamelesi yapma cüretinin kendisine pahalıya mal olacağını kesin olarak bilmek zorundadır.
Kalın sağlıcakla…
#Nahit TÖRE
#Erdoğan #Bahçeli #Suriye #ABD #İsrail #SDGPYD #Rudaw #ArasKoridoru #Putin #Çin #Ortadoğu #TürkDışPolitikası #Gazze #İslamÜlkeleri #KüreselStrateji
#Barinajans #Barınajans #Hasan Barın #deprem #Zidane #Halit Yukay #FileninSultanları #Toprak Razgatlıoğlu #Kıvanç Tatlituğ #İmralı #Dünya Şampiyonası #2024 KPSS #21 Eylül’de #Recep Tayyip Erdoğan #KonyadaEkAtama2024 #KademeMeclisBekliyor #YağızYıldızÖĥrenvlciykenÖlmedi