15601,63%-0,65
44,06% 0,08
51,20% -0,05
7330,11% 0,76
11762,06% 0,00
Natziv analizinde Türkiye’nin uzun menzilli balistik füze programının bölgesel dengelere etkisi değerlendirildi; Tel Aviv dahil İsrail topraklarının menzil içinde olduğu vurgulandı.
İsrail merkezli yayın organı Natziv, Türkiye’nin 2 bin kilometre menzilli “CENK” balistik füze programını kapsamlı bir analizle ele aldı. Haberde, söz konusu menzilin Tel Aviv dahil olmak üzere İsrail topraklarının tamamını kapsadığına dikkat çekilirken, Ankara’nın artan caydırıcılık kapasitesinin bölgesel güç dengeleri üzerindeki muhtemel etkileri değerlendirildi.
İsrail basınında yayımlanan analizde, Türkiye’nin savunma sanayiinde son yıllarda attığı adımların sadece teknik bir modernizasyon süreci olmadığı, aynı zamanda stratejik bir paradigma değişimine işaret ettiği yorumuna yer verildi. “CENK” programının, Ankara’nın uzun menzilli hassas vuruş kabiliyetini kurumsallaştırma hedefinin önemli bir aşaması olduğu belirtildi.
Yerli savunma sanayii vurgusu
Haberde, projede görev alan yerli şirketlerin rolüne de geniş yer ayrıldı. Başta Roketsan ve ASELSAN olmak üzere birçok savunma sanayii firmasının aktif görev üstlendiği ifade edildi. Türkiye’nin son yıllarda insansız hava araçlarından hava savunma sistemlerine, deniz platformlarından füze teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede yerli ve milli üretim kapasitesini artırdığına dikkat çekildi.

Analizde, bu durumun Türkiye’yi dışa bağımlılığı azaltma ve stratejik karar alma süreçlerinde daha özerk bir konuma taşıdığı savunuldu. Özellikle kritik alt sistemlerin ve güdüm teknolojilerinin yerli imkanlarla geliştirilmesinin, uzun menzilli füze projelerinde sürdürülebilirlik açısından belirleyici olduğu kaydedildi.
Üç stratejik hedef
Natziv’in değerlendirmesine göre, “CENK” programının arkasında üç temel stratejik motivasyon bulunuyor:
1. Savunma sanayiinde özerklik
Türkiye’nin hava platformlarından zırhlı araçlara, hava savunma sistemlerinden balistik füzelere kadar geniş bir alanda yerli üretim oranını artırmayı hedeflediği belirtildi. Bu yaklaşımın, olası ambargo ve yaptırım risklerine karşı Ankara’nın elini güçlendirdiği ifade edildi.
2. Stratejik caydırıcılık
Haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce dile getirdiği “kimsenin meydan okumaya cesaret edemeyeceği bir caydırıcılık seviyesi” vurgusu hatırlatıldı. 2 bin kilometrelik menzilin Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Güney Avrupa’nın yanı sıra daha uzak bölgeleri de kapsadığına dikkat çekilerek, bu kapasitenin Türkiye’ye bölgesel ölçekte yeni bir etki alanı sunduğu yorumu yapıldı.
3. Hipersonik teknolojiye geçiş
Analizde ayrıca, 2025’te tanıtılan TAYFUN Block-4 füzesinin Mach 5’in üzerindeki hız kapasitesiyle mevcut hava savunma sistemleri açısından yeni bir meydan okuma oluşturduğu belirtildi. Bu çerçevede Türkiye’nin klasik balistik füze konseptinden daha ileri hız ve manevra kabiliyeti sunan sistemlere yöneldiği ifade edildi.
İsrail savunma mimarisinde olası revizyon
Haberde, Türkiye ile İsrail arasında siyasi gerilimin sürdüğü bir dönemde uzun menzilli füze kapasitesinin bölgesel yansımalar doğurabileceği değerlendirmesi yapıldı. İsrailli güvenlik analistlerinin görüşlerine yer verilen analizde, İsrail’in mevcut hava ve füze savunma sistemlerinin kuzeybatı yönlü tehditlere karşı yeniden yapılandırılabileceği ifade edildi.
Bu kapsamda özellikle Arrow ve David's Sling sistemlerine atıf yapılarak, çok katmanlı savunma mimarisinin yeni tehdit parametrelerine göre güncellenmesinin gündeme gelebileceği kaydedildi.
Analizde, Türkiye’nin uzun menzilli füze üretim kapasitesini artırmasının Orta Doğu’da yeni bir silahlanma dinamiğini tetikleyebileceği ve bölgesel güç dengelerinde değişime yol açabileceği yorumu da yer aldı. Özellikle Doğu Akdeniz ve Levant hattındaki stratejik rekabetin, teknoloji odaklı yeni bir boyuta taşınabileceği ifade edildi.
Seri üretim aşaması ve operasyonel kapasite
Savunma çevrelerinden aktarılan bilgilere dayandırılan değerlendirmede, 2026 itibarıyla gelişmiş füze modellerinde seri üretim aşamasına geçilmesinin planlandığı belirtildi. Bu adımın, programı teorik ve test odaklı bir kapasite olmaktan çıkararak operasyonel düzeye taşıyabileceği ifade edildi.
Uzmanlara göre, uzun menzilli füze projelerinde seri üretim eşiğinin aşılması; eğitim, lojistik, bakım ve konuşlandırma doktrini gibi unsurlarla birlikte değerlendirildiğinde gerçek anlamda stratejik caydırıculuğun tesis edilmesi açısından kritik önem taşıyor.
Sonuç olarak İsrail basınındaki analiz, Türkiye’nin savunma sanayiinde ulaştığı noktanın sadece teknik bir gelişim değil; aynı zamanda bölgesel jeopolitik dengeleri etkileme potansiyeline sahip stratejik bir dönüşüm olduğuna işaret ediyor. “CENK” programı ise bu dönüşümün en dikkat çekici başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Etiketler:
#Türkiye #İsrail #CENKFüzesi #BalistikFüze #SavunmaSanayii #Roketsan #ASELSAN #TelAviv #OrtaDoğu #StratejikCaydırıcılık