16761,58%0,39
43,95% 0,16
51,83% -0,02
7325,73% -0,08
11819,10% 0,00
Takvim 26.02.2026’yı gösterirken…
Hocalı — artık yalnızca bir şehrin, bir gecenin adı değildir.
Hocalı, Azerbaycan halkının hafızasında yarım kalmış adaletin, benzersiz bir metanetin, derin sabrın ve nihayet üstün Zafer’in adıdır.
Otuz yılı aşkın bir süre boyunca Hocalı adı anıldığında uluslararası hukukun vicdanı sustu, dili tutuldu.
Ama Azerbaycan susmadı. Hocalılar dilsiz kalmadı.
Ve metanet demir yumruğa dönüştü!..

1992 yılının Şubat ayında Hocalı’da yaşananları sıradan bir savaş hadisesi gibi sunmak; tarihe, Hocalı adına ve Azerbaycan’ın kendisine haksızlık olur. Bu, sivillere karşı bilinçli şekilde gerçekleştirilmiş bir soykırımdı. Kadınların, çocukların, yaşlıların katledilmesi, ailelerin bütünüyle yok edilmesi; insanlık kavramının, hatta savaş hukukunun sınırlarını aşan bir vahşetti.
Bu facia yalnızca Azerbaycan halkına karşı işlenmedi; bu, insanlığa karşı bir suçtu.
Ve bu suçun arkasında yalnızca Ermeni silahlı birlikleri yoktu.
O dönemde bölgede konuşlanan ve Sovyet ordusunun devamı niteliğinde faaliyet gösteren 366. Motorize Alay’ın katılımı tarihe geçmiş bir gerçektir. Bunun tesadüf olmadığını kim inkâr edebilir? Bu, o günkü merkezden — Kremlin’den — yönetilen, göz yumulmuş, desteklenmiş bir askerî-siyasi mekanizmanın parçasıydı. Kremlin o dönemde “tarafsız arabulucu” maskesi taksa da, imparatorluk refleksi çoktan devreye girmişti.
Rusya ad değiştirmişti — Çarlık’tan Sovyet’e, Sovyet’ten sözde demokratik federasyon modeline…
Ama bölgeye bakışta öz değişmemişti: etki alanı, kontrol, hegemonya.
Hocalı bu politikanın en kanlı sayfalarından biri oldu.
Hocalı’da yalnızca insanlar öldürülmedi. Bir halkın iradesi kırılmak, Azerbaycan devletçiliği diz çöktürülmek istendi. Mesaj açıktı: “Kaderiniz bizim elimizde.”

Ama tarih başka türlü yazıldı.
Tarihin değişmeyen bir hakikati vardır: Adalet gecikebilir, fakat kaybolmaz.
Hak incelir ama kopmaz.
Azerbaycan devleti yıllar boyunca Hocalı gerçeklerini uluslararası kürsülere taşıdı. “Hocalı’ya adalet!” çağrısı yalnızca bir slogan değildi; hukuki, manevi ve tarihî bir talepti.
Otuz yıl boyunca büyük güçler “endişe” bildirdi, kararlar alındı; fakat suç mekanizmasının siyasi adresi açıkça gösterilmedi. Kremlin ise bir yandan arabulucu rolüne soyundu, diğer yandan bölgede askerî varlığını sürdürdü. Bu ikili oyun artık herkesçe bilinmektedir.
Azerbaycan sabretti. Metanet gösterdi. Güç topladı, ordusunu kurdu, devletini sağlamlaştırdı.
2020’deki 44 Günlük Vatan Savaşı bu sabrın cevabı oldu. Muzaffer Başkomutan İlham Aliyev’in liderliğinde Azerbaycan Ordusu gösterdi ki Hocalı kurbanlarının kanı yerde kalmadı. Bu, intikamdan daha büyük bir hadisedir — bu, adaletin tecellisidir. Bu, imparatorluk zihniyetine verilmiş tarihî bir cevaptır.

2023’te Hocalı’da üç renkli bayrağımızın yeniden dalgalanması, tarihin yerine dönmesi demekti. Yıllarca kurulmuş jeopolitik hesapların üzerine çekilmiş kalın bir çizgiydi.
Ve nihayet takvim 26.02.2026’yı gösterirken Hocalı Soykırımı Anıt Kompleksi’nin açılışıyla tarih taşa kazındı.

Cumhurbaşkanının o törende dile getirdiği sözler, yalnızca bir konuşma değil; tarihî bir iradenin beyanıdır:
“Artık Azerbaycan 1992’nin Azerbaycan’ı değildir.”
Bu söz, geçmişle bugün arasındaki farkın özeti, bir milletin ayağa kalkışının ifadesidir.
Anıt; silinmez hafızanın vücut bulmuş hâlidir.
Anıt; unutturulmak istenen hakikatin taşlaşmış biçimidir.
Anıt; uluslararası hukukun sustuğu yerde Azerbaycan’ın kendi adaletini tesis edişinin sembolüdür.
İşte asıl fark budur.
90’ların savunmasız, dağınık Azerbaycan’ı ile bugünün galip, güçlü ve sözünün sahibi Azerbaycan’ı arasındaki fark…
Halkın birliği, devletin vakar ve iradesi, ordunun kudreti mucizeler yaratabilir.
Bugün Hocalı’ya hayat dönüyor.
Yıkılan evlerin yerinde yeni evler yükseliyor.
Sessizliğin yerini çocuk sesleri alıyor.
İnşa ediyoruz. Üretiyoruz. Yaşatıyoruz.
Biz hafızayı nefrete dönüştürmedik.
Ama unutkan da olmadık.
Biz hamasi söylemle değil, devlet gücüyle konuştuk.
Hocalı — Kremlin’in soğuk gölgesinde ezilmek, haritadan silinmek istenen; adı değiştirilerek kimliği yok edilmeye çalışılan; fakat nihayetinde Azerbaycan devlet iradesiyle özgürlüğüne kavuşan tarihtir.
Ve Hocalı’nın derin geçmişinde Hocalı-Gedebey kültürü yatar.
Kültürde tarih, tarihte kültür yaşar.
Bu tarih şunu gösterdi:
Hak gecikebilir ama mutlaka gelir.
Adalet ertelenebilir ama sonunda zaferle tecelli eder.
Evet; millet birleştiğinde, devlet güçlendiğinde, ordu kazandığında —
Facia tarihe, tarih ise Zafere dönüşür.
DEVLETİMİZ ZEVAL GÖRMESİN.