16709,28%-0,07
43,63% 0,10
51,95% -0,03
7047,13% -0,98
11686,79% 0,16
“Bu Anlaşma Alkışlanmalı — Ama İlk 72 Saat Her Şeyi Gösterir”
Azerbaycanlı uzman Arastün Oruclu’dan Gaza ateşkesi ve Türkiye’nin rolü üzerine değerlendirme.
Azerbaycanlı siyaset bilimci ve güvenlik-stratejisi uzmanı Arastün Oruclu, Trump girişimli ateşkes anlaşmasını “alkışlanması gereken bir adım” olarak nitelendiriyor — fakat uygulamanın doğruluğunu gösterecek olanın önümüzdeki 72 saat olduğunu söylüyor. Oruclu’ya göre Türkiye, anlaşmanın korunmasında ve uygulanmasında belirleyici aktörlerden biri olmalıdır.
Azerbaycanlı uzman Arastün Oruclu, bugün saat 12.00 itibarıyla yürürlüğe giren ilk aşama ateşkesi hakkında kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Oruclu, başlangıçta “İstenilen sulh anlaşması alkışlanmalıdır. Eğer o hakikaten sülh anlaşmasıdırsa.” diyerek sözlerine başladı ve şunları vurguladı: bu anlaşma aslında üç merhalidir ve şu an sadece birinci merhale devrede — bu merhalenin gerçekliğini test edecek kilit pencere ise 72 saattir. Bu süre içinde esir değişimi, kademeli çekilme ve insani erişim gibi taahhütlerin hayata geçirilip geçirilmediği görülecektir.
Oruclu, sahadaki çelişkiler üzerine ciddi uyarılarda bulundu. Temas trafiğinin talepleri ile İsrail’in uygulama planları arasında belirgin farklar olduğunu; anlaşma sürecinin açıklanmasına rağmen İsrail ordusunun belirli noktalarda saldırılarını sürdürdüğünü ve son saldırılarda sivil kayıpların yaşandığını (aktarılan kayıtlara göre bazı sivil ölümler söz konusu) belirtti. Uzman, bunun “sadece sembolik değil, aynı zamanda fiili bir güvenlik mesajı” taşıdığını ve ateşkesin güvence altına alınması için somut mekanizmaların şart olduğunu söyledi.
Netanyahu hükümeti, iç dinamikler ve anlaşmanın sürdürülebilirliği
Oruclu, İsrail iç siyasetinin anlaşmanın devamlılığı açısından en büyük risklerden biri olduğunu ifade etti. Netanyahu liderliğindeki hükümetin radikal kanadının savaş stratejisinden vazgeçmek istemediğini; liderlik açısından da bu anlaşmayı kendi siyasi zaferi gibi takdim etme arzusunun bulunduğunu söyledi. Ayrıca Oruclu, anlaşmayı “zorunlulukla kabul edilmiş bir formül” olarak değerlendirdi ve Washington- Tel Aviv hattındaki pazarlığın, Netanyahu’nun iç politik çıkarlarını dengeler biçimde yürüdüğünü düşündüğünü belirtti. Bu tür iç siyaset motivasyonlarının ateşkesi kısa vadeli ve taktiksel bir çözüme indirgeyebileceği uyarısını yaptı.
Türkiye’nin rolü: garantör, sahadaki karar verici ve güven sağlayıcı
Ərəstün Oruclu, Türkiye’nin bu süreçteki merkezi rolünü ayrıntılı biçimde açıkladı. Oruclu’ya göre, anlaşmanın sadece metinde kalmaması ve sahada uygulama bulması için bölgesel ve uluslararası aktörlerin aktif katılımı şarttır — ve bu ekibin en kilit aktörlerinden biri Türkiye olmalıdır. Oruclu’nun tespitleri şöyle özetlenebilir:
Türkiye, hem bölgesel aktör olarak hem de NATO üyesi ve güçlü bir askeri kapasiteye sahip bir ülke olarak, barış gücünün konuşlandırılmasında ve insani yardım koridorlarının güvenliğinin sağlanmasında kritik bir sorumluluk alabilir.
Ankara’nın, anlaşmanın uygulanmasını denetleyecek “gözetim / görev gücü” (task force) içinde yer alması, sahadaki şeffaflığı ve güveni artıracaktır. Oruclu, Türkiye’nin böyle bir yapıda doğrudan aktif rol almasının, taraflar arasındaki güvensizliği azaltacağını savunuyor.
Türkiye’nin bölgedeki diplomatik ağı, insani lojistik kapasitesi ve askerî-uygulama tecrübesi, Gazze’ye konuşlandırılacak uluslararası bir barış gücünün etkinliğini yükseltebilir. Oruclu, “Türkiye olmadan yakın doğuda kalıcı bir çözüme ulaşmak pek mümkün değil” tespitini yineliyor; çünkü Ankara hem Batı ile doğu aktörleri arasında köprü kurabilen nadir aktörlerden biridir.
Oruclu, Türkiye’nin aktif katılımını, anlaşmanın hukuki ve pratik açıdan hayata geçirilmesine yönelik eleştirel bir zorunluluk olarak görüyor: barış gücünün yerleşmesi, sınırların güvenliği, insani tırların serbestçe girişinin temini ve esir-mahkûm değişimlerinin doğrulanması gibi pratik mekanizmalar Türkiye’nin görev alması halinde daha etkin yönetilebilir. Ayrıca Oruclu, Türkiye’nin bu görevde hem tarafsız denetçi hem de bölgesel garantör rolünü üstlenebileceğini belirtti.
Üç “varlık” test edilecek — adalet, dönüş ve topraklar
Oruclu, anlaşmanın başarılı sayılabilmesi için üç ana hedefin sağlanması gerektiğini vurguluyor:
1. Gazze’den zorla sürülen Filistinlilerin güvenli bir şekilde evlerine dönmesi;
2. Gazze’nin ilhak edilmesine yönelik girişimlerin engellenmesi ve bölgenin sınır bütünlüğünün korunması;
3. İsrail’in savaş sırasında uyguladığı politikaların uluslararası alanda muhatap bulması ve sorumluların adalet önüne çıkarılması.
Bu üç hedef sağlanırsa, Oruclu’ya göre anlaşmanın “başarılı” sayılma ihtimali yükselecektir. Ancak bunların her biri hukuki, diplomatik ve pratik mekanizmalar gerektirir; özellikle adalet mekanizmasının işletilmesi ve Filistin devleti tanınması gibi talepler, diplomatik düzeyde geniş uzlaşma gerektirecektir.
Kapanış — umut ve gerçekçilik arasında
Ərəstün Oruclu, sözlerini şöyle tamamlıyor: Bu anlaşma bir umut kapısı açmıştır ve eğer gerçekten bir sulh anlaşmasıysa alkışlanmalıdır. Fakat fiili güvenliğin sağlanması, adaletin tesis edilmesi ve Gazze’nin yeniden inşası adımlarının izlenmesi gerekmektedir. “İlk 72 saat, tarafların samimiyetini ve bu anlaşmayı kalıcı kılma iradesini gösterecektir” diyen Oruclu, Türkiye’nin aktif, şeffaf ve denetleyici rolünün bu sürecin olmazsa olmazı olduğunu bir kez daha vurguladı.