16834,12%0,95
43,82% 0,16
51,69% 0,16
7182,08% 2,07
11729,31% 0,51
Hadi gelin, Hepiniz için önemli olması gereken Sendika ve Sendikacılığın Tarihine uzanalım.
Sendika, Fransızcadan Türkçeye geçmiş olan (sendique) kelimesinden türetilmiştir. “hakkını koruyan kimse” anlamına gelmektedir.
1903’te İrlanda’nın Başkenti Dublin’de “Uluslararası İşçi Sendikaları Sekreterliği” kurulması kararının ardından,
1913’te “Uluslararası Sendikalar Federasyonu (IFTU) oluşturulmuştur.
1919’da Birleşmiş Milletler tarafından, “Uluslararası Çalışma Örgütü (International Labour Organization -ILO)” kurulmuştur.
Anadolu Coğrafyası ve biz Türkler çalışan hakkı ve kazancı olarak tarihte hep ilkleri gerçekleştirmiştir.
Loncalar ve Ahi Teşkilatları, sistemleri, kararları, uygulamaları çalışma hak ve hukuku açısından dünyaya taslak manada çok kıymetli metinler çıkarmışlardır.
O nedenle ülkemizde hak arayışına saygı, vicdani etik, toplumsal çözüm aramanın her zaman en üst düzeyde olmasının nedeni budur.
Tarihte ilk toplu iş sözleşmesi olarak adlandırılan Kütahya belgesi (13 Temmuz 1766) tarihlidir. Devletin sancak yetkilileri ile çini atölyesi ustalarının şikâyetleri üzerine düzenledikleri ücretlere ilişkin hükümlerin yer aldığı tutanaktır.
Kısaca bir nevi kararname belgesi demektir.
İşte bizim şanlı tarihimizin, en insancıl medeniyet olduğunun pek mühim ispatlarından biridir.
Yine bu toprakların havası mı? suyu mu? neyse, bir başka iddia ise;
Milattan Önce 241 yılında Pergamon (Bergama) Kralı ile askerleri arasında imzalandığı iddia edilir. Sürekli savaşlardan yorgun düşen askerler hak istemişler ve oturup kralla sözleşme imzalamışlar.
Osmanlı İmparatorluğu'nun İşçi örgütlenmelerine örnek olarak; İstanbul’da 1871’de işçilerle ilgili “Amelperver Cemiyeti”,
1895’te Tophane Fabrikası işçileri “Osmanlı Amele Cemiyeti” gösterilebilir.
17 Şubat 1923’te toplanan, 103. yılını kutladığımız, “İzmir İktisat Kongresi'nde” işçilerin bir araya gelmeleri yönünde adımlar atılmış, merkezî bir örgütün koruması gündeme gelmiştir.
Yani Kurtuluş mücadelesinden çıkmış olsa bile, Yeni Türkiye Cumhuriyetinin ilk icraatlarından biri çalışma esasları üzerine kafa yormalarıdır.
Türkiye, ILO’ya 1932’de üye olmuş, pek çok sözleşmesini onaylamış ve iç hukukuna aktarmıştır.
1945’te kurulan “Çalışma Bakanlığımız” ise, sendikalar ile ilgili tasarının hazırlanma çalışmalarına başlamıştır.
1946 yılında SSK (Sosyal Sigortalar Kurumu) kurulmuştur.
1954'te Emekli Sandığı,
1971'de Bağkur kurulmuş, hepsi;
16 Mayıs 2006 tarihinde kabul edilen 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ait SGK çatısı altında birleştirilmiştir.
Sendika Kanunlarının Ülkemizdeki tarihsel gelişimine bakacak olursak;
Türkiye'de işçiler 79 yıl önce sendika hakkını elde etti (20 Şubat 1947). 1947’de 5018 Sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendikal Birlikler Kanunu yürürlüğe girdi.

ILO’nun 98 sayılı “Teşkilatlanma ve Kolektif Müzakere Hakkı Prensiplerinin Uygulanmasına Müteallik Sözleşmesi”ni yani “Toplu Pazarlık ve Sözleşme Hakkı”nı Türkiye, 1951’de onaylamıştır.

Bu gelişmeyle işçiler, en önemli mücadele araçlarından birini resmi olarak elde etmiş oldu.
1961 Anayasası ise grev hakkına yer veren ilk anayasa oldu.
15 Temmuz 1963 tarihinde çıkarılan Sendikalar Kanunu'yla birlikte Türkiye'de işçilere ilk defa grev hakkı tanındı.
2010 yılında yapılan Anayasaya değişikliği ile Türkiye'de kamu görevlilerine de, toplu sözleşme hakkı verilmiştir.
Böylece ülke tarihinde ilk defa 2012 yılında kamu görevlileri mali ve sosyal haklarını müzakere etmeye başlamışlardır.
Çalışma Hayatımıza etki eden Kanuni Tarihçemizi de inceledikten sonra, 1947 yılına, yani Sendikaların yasal kabul edildiği yıllara dönecek olursak eğer:
Ülkemizde Sendikal kanunların yürürürlüğe girmesi ile Sendikacılık aktif yapılmaya başlanmıştı.
Aynı dönemde sendikalaşan işçiler işyeri düzeyinde örgütlenmeyi sürdürdü. Gelişen örgütlenmeler ilerleyen süreçte bölgesel düzeyde etkili olmaya başladı.
Çalışma hayatında yer almaya başlayan, Bölgesel ve sektörel Sendikalar, birleşme kararı aldı.
1952 yılında Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (Türk-İş) kuruldu.
Günümüze kadar hak mücadelesi ile gelindi.
Tarihçenin bundan sonrası başka bir yazının konusu olsun. Ben size Sendikacılığı açıklamak, daha iyi idrak etmenizi sağlamak ve faydalarını anlatmak istiyorum.
Sendikanın görevleri:
- İşçilerin emeklilik haklarını korumak,
- İşçilerin refah seviyesini yükseltmek,
- İşverene işçilerin taleplerini iletmek ve kabul ettirmek için baskı yapmak,
- İş hayatı ile ilgili olan ayrımcılığı ve kayırmacılığı en aza indirmek,
- İşvereninde haklarını koruyarak, işveren ve işçi kaynaşmasına yardımcı olmak,
- Yönetim ve işçiler arasında iletişimi sağlamak,

Sendikalı Olmanın Avantajları:
- Yasal haklarınızı korur,
- Asgari geçiminizi sağlar,
- Sosyal Haklar Elde edilir, Ayakkabı, Yakacak Yardımı, Sabun parası vb, destek paketlerini işveren toplu iş sözleşmesine ek yardım olarak koyar,
- İşçi Dayanışma, Yardım ve Sandık oluşumu sağlar,
- Üretim, Tüketim, Tatil, Konaklama ve Barınma konularında çözüm üretir,
- Kooperatif ve Güç birliğini Teşvik eder,
- Fazla Mesai,
- İkramiye,
- Hafta Tatili Çalışması,
- Tazminat,
- İhbar, Doğum, Süt İzni, Yıllık İzin gibi konulardaki Haklarınızı almanızı garanti eder, ,
- Ölüm, Evlilik gibi sosyal yaşamın doğal gerçeği konularında Mali Yardım desteği ve İzni sağlar,
- Çalışma Koşullarını Daha Sağlıklı Hale Getirir,
- İş güvenliği konularında uzmanlarla işbirliği yapar,
- İş Kazası ve Meslek Hastalıklarını önlemesi için tedbirlerin alınmasını sağlayabilir,
- Haksızlık karşısında sendikanıza şikayette bulunabilmenize imkan verir.

Yani Bugünkü çalışma hayatımızın her bir damlasının kronolojisini sunarken; ikramiye, izin, emeklilik, doğum, ölüm yardımı, süt izni, askerlik borçlanması, fazla mesai ücreti, bayram paraları, ayni - nakdi sosyal yardımlardan bahsediyor isek sendikal yaşamın ikna, pazarlık ve adil dağılım talebi sayesindedir.
Şahsi fikrim her çalışanın Konfederasyon nezdinde sendikal üyeliği olması gerektiğidir.
Her çalışan işbaşı yaptığı ay itibariyle, seçmeli bir sendika üyeliğini tercih etmelidir.
Beyaz yakalıların da, Market Personelinin de, Güvenlikçilerin de, Pazarlamacıların da, Kuryelerin de, Fırıncı Çırağının da, Maaşlı Bakım Teknisyenin de, Minibüs Şoförünün de, Maaşlı Tamircinin de, Özel Okul Öğretmenin de, Kuyum Çırağının da, Tezgahtarın da, Veterinerlik Çalışanının da herkesin ama herkesin otomatik işbaşı Sendikaya üye olması gerekir.
Bu düzeyde temsil kabiliyetinin gerçekleşmesi için hem yasal düzenlemelerin yapılması, Hem kamu yararına devlet denetim mekanizması kurumunun kurulması, hem de uygun sendikal örgütlerin ortaya çıkması esas ve şarttır.
Bu husus bize vergi ziyaı'nı, iş güvenliğini, kayıp kaçakları, sıhhi olmayan işletmeleri, kanun dışı gayri nizami ve gayri hukuki iş yapanları, devletimizin kayıp yaşamasına neden olanları, mali anlamda disiplinsizliği, sebepsiz zengin olmayı daha nicelerini önler ve gelişmişlikte zirve yaptırır.
İşte vatansever biri olarak ben buna inanıyorum. Bu proje hayalidir derken fırsat buldukça yineliyorum.
Orta ve Uzun vadeli devletimizin büyüme hedeflerinde, Halkın refahının artmasında ülkemizi zirveye aday yapacağını istatistiki manada biliyorum.
Umarım artık Sendikalar ve Sendikacılık hakkında boşboğazlık edip konuşan insanları değil de, bu kardeşinizin yazdıklarını muteber alırsınız.
Hayatımın çünkü, 5 yılı sendika da emek vermiş biri olarak yazımı bilgi ve tecrübeyle aktarmaya gayret ettim. Özü Maliye ve İşletme olan iki üniversite tahsili yapmış bir uzman Ekonomist ve danışman olarak da belirtiyorum.
Ömrümün 30 yılını içinde geçirdiğim ticari bakış açılı, insanı odaklı Genel Müdürlük dahil üst düzey yöneticilik yaptım.
Meşhur çimento grevini de gördüm. Seramik, Vitrifiye, Cam, Toprak, Saniter ve Sağlık Gereçleri sektöründe Türkiye'nin en kapsamlı ve farklı işletmelerini bir araya getiren toplu iş sözleşmesine de şahit oldum.
İnsan Sağlığı için, İşçileri bilinçlendirme adına Asbest'e karşı korunma Seminerlerini de dinledim. Silis, Ağır Metaller ve Zirkon'un sağlığa zararlı etkisinden ötürü farkındalık çalışmalarını da izledim.
İşçilerin Çelenk ve Çiçeklerle karşıladığı Lokavtı kırıp sözleşme imzalanan günleri de gözlemledim.
Hepsi gözümün önünde oldu. Oradaydım ve insana değer veren, doğa, hayvan, endemik yaşam kısaca habitata sorumluluğunu yerine getirmenin erdemini de yaşadım.
Bunlar kafi değil ise;
20 yıl Sendikacı babasının en radikal dönemler olan darbe zamanı mücadelesine şahit olmuş biri olarak da konuştum.
Özal'lı yıllarda ömrü seyahatlerde işçi hakları mücadelesi ile geçmiş, babasını nadir evde görebilmiş, ama mahkeme celplerini çocukken korkulu gözlerle daha çok okuyarak hukuku idrak etmiş bir insanım.
Merhum Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel Beyefendi ve Çalışma Bakanı Sayın Bayram Meral'in tensipleriyle, Uluslararası toplantılar olan ILO, IFBWW, ICFTU çalışma örgütlerinde Türkiye'yi temsil etmiş bir babanın oğlu olarak, belki bu kardeşinizi dinlersiniz ümidi içerisindeyim.
Babasının eve dönüşünü endişeyle karışık dört gözle bekleyerek çocukluğumu ve gençliğimi geçirdim.
Çünkü babamızın çalışma motivasyonu bozulmasın diye hiç ağlamadık ki 3 evladı olarak biz.
Hep sorunsuz ve güçlüydük.. Amma...
Hayatı mücadeleyle yoğrulduğunu bildiğim babamın vücudu daha fazla dayanamadı. 2000 yılında Diyabet'e bağlı çoklu organ yetmezliği ile 60 yaşında Hakk'ın Rahmetine kavuştu.
Zor durumda olanlara yardım eden Sendikacının, hadi politikacının oğlu olarak; Zaten, Acıyı Bal eyledik böyle büyüdük ki biz!
Ondandır, Duygusal bir hadisede gözlerimizin vicdanen dolması.
Dışımızdan haksızlığa gelemeyip, müdahalede bulunup tunç gibi sertken, içten biçare gönüllerin ve canlıların yaşam savaşlarında yufka yürekli olmamız bundandır.
Bundandır ki Ben; Kızılay üyesi, Kan Gönüllüsü, Fahri Trafik Müfettişi, Hayvansever, Doğaseverim. AFAD üyesi olarak depremin ikinci günü, dualarınızın gücü ile, süratle can kurtarmaya gitmemiz de bundandır işte!
Size anlattıklarımın Hepsi Türk Milletine, Devletine fayda sağlamak olduğuna inandığım için kaderimiz böyle yazılmış demek ki diyor ve babamızın bıraktığı yerden mücadelesine, 'Mücadelem' olarak devam ediyorum.
Bizimkisi işte böyle bir hayat!!!
Canı, cananı, vatanı, her inancımız bu nefeste saklı.
Allah cümlemizin ölmüşlerine Rahmet eylesin.
Hepinize sevgi, saygı ve hürmetlerimi iletiyorum.
Huzur, güven ve sağlıcakla kalınız dostlar...
#Cihan FULSER
Arş.Gazeteci, Yazar, Radyocu, Ekonomist
#MilatOlsun #FıratYılmazÇakıroğlu
#manas #İngiltere #PrensAndrew #YusufTekin #Cennet #FBvNFFC #TaşacakBuDeniz #isfad #Zarife #Skriniar #Punch #Fadime #NotinghamForest #Oruç #Avrupa #Trump #ABDYüksekMahkemesi #ALO171 #YasinKol #Amin #SONDAKİKA #RecepTayyipErdoğan #Afganistan #BESTE #bist100 #Afganistan #BESTE #bist100 #NATO