Ancak kararname, tek bir topluluğa kapsamlı haklar tanırken; Türkmenler başta olmak üzere Suriye'nin diğer asli etnik bileşenlerini yok sayması nedeniyle, eşit vatandaşlık ve ulusal adalet ilkeleri açısından ciddi eleştirilere konu oldu.
2026 yılında yayımlanan 13 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Suriye'de uzun süredir hassas olan ulusal birlik ve vatandaşlık dengelerini yeniden gündeme taşıdı. Tartışmanın merkezinde, çeşitliliğin tanınması değil; bu tanımanın seçici, dengesiz ve tek taraflı biçimde yapılması yer alıyor.
Kararname, belirli bir topluluğu açık biçimde tanımlayarak kültürel, dilsel ve eğitsel haklar tanırken; vatandaşlık sorunlarını toplu şekilde ele alıyor ve kültürel bir günü ülke genelinde resmî tatil ilan ediyor. Buna karşın, Suriye'nin tarihsel ve toplumsal yapısının ayrılmaz parçası olan Türkmenler ile diğer köklü etnik bileşenlere dair herhangi bir düzenleme içermemesi, eşit vatandaşlık ilkesini zedeleyen temel bir eksiklik olarak değerlendiriliyor.
Türkmenler, bu topraklarda yüzyıllardır yaşayan; ülkenin savunmasında ve toplumsal bütünlüğünde ağır bedeller ödemiş; zorla yerinden edilmiş, bazı bölgelerde vatandaşlıktan mahrum bırakılmış; buna rağmen devlete karşı silaha başvurmamış bir topluluk olarak öne çıkıyor. Bu gerçekliğe rağmen yok sayılmaları, kamuoyunda "sabredenin cezalandırıldığı, dayatanın ödüllendirildiği" algısını güçlendiriyor.
Kararnamenin yayımlandığı dönemde sahadaki güvenlik gerçekliği de dikkat çekiyor. Silahların teslim edilmediği, tünellerin kapatılmadığı ve devlet otoritesinin tam olarak tesis edilmediği bir ortamda verilen hukuki ve siyasi tanıma, ulusal egemenlik açısından soru işaretleri doğuruyor. Devlet otoritesi sağlanmadan atılan bu adımlar, uzlaşıdan çok taviz olarak yorumlanıyor.
Öte yandan, kararnamede Nevruz'un resmî tatil ilan edilmesi de kültürel açıdan tartışma yarattı. Uzmanlar, Nevruz'un tek bir etnik kimliğe ait olmadığını; Türk dünyasından Orta Asya'ya ve İran coğrafyasına uzanan geniş bir medeniyet havzasının ortak mirası olduğunu vurguluyor. Bu tarihsel gerçeğin göz ardı edilmesi, kültürel birlikteliği güçlendirmek yerine yeni ayrışmalara zemin hazırlayabilir.
Sonuç olarak, ulusal birlik; seçici tanımalarla, fiilî durumlara verilen ödünlerle veya sessizlikle sağlanamaz. Güçlü ve istikrarlı bir Suriye, ancak eşit vatandaşlık, tam egemenlik ve tüm etnik bileşenleri kapsayan adil bir yaklaşım ile mümkün olabilir. Devletin tüm vatandaşlarına aynı mesafede durması, gerçek bir birlik ve kalıcı istikrarın temel şartıdır.